Çoğu insan tatlıyı sever, ben sanırım acıyı sevenlerdenim. Yani hakikati… Çünkü bilirim ki tatlı olan her şeyin büyük kırgınlıkları, büyük acıları vardır. Mesela aşk (!) en büyük kırgınlıklarımız hep ondan kaynaklı değil mi? En büyük isteksizliklerimiz aşktan değil mi? İlk başta için içine sığmaz, sonra bir bakmışsın nasıl bir insana döndüğünü kendin bile tanımıyorsun. Sevgi sözcükleri yavaşça anlamlarını hakaretlere bırakıyor. Tatlı görünümlü o muazzam sevgi, acıtıyor bir yerlerini işte.
Bu hissiyatları geçtim; yemek olan tatlı da acıtmıyor mu? 🙂 Sonuçta dişler çürüyor. “Diş ağrısı mı, aşk ağrısı mı?” deseniz bana sensizlik derim. Sensizlikten kastım dişsizlik tabii ki 🙂 Ben aşk adamı değilim arkadaşlar, aşkın ta kendisiyim de siz farkında değilsiniz.
Tatlı başlamışken yazıma sizlere başımdan geçen bir olayı anlatayım da girişten çıkıp gelişmeye odaklanalım. Yazılarımı okuyanlar bilir ki ben yazılarımı giriş, gelişme, sonuç olarak yazamıyorum; sonuçtan başlayıp gelişiyoruz, sonra bir bakmışım yine mürekkep akmış, kâğıda boğmuş düşlerim beni…
İşte tam da böyle bir günde, öldüğüm bir günde başlamıştı hikayemiz. Ben kendime bir son yazarken doğmuşum bir aşkın gölgesinde, farkına bile varamamışım. Yani öldükten sonra dirilmeyi gördüm arkadaşlar; sonuçtan gelişmeye yazmışız, çok mu? 🙂
Aşkı tarif et deseler susarım; çünkü aşk kimisine ela bir göz, kimisine mavi, kimisine yeşil… Kimisine düz saç, kimisine kıvırcık… Ne bileyim, “Aşk gören gözde değil, seven kalpte” derler ya; gerçekten öyle. Ben sevdim, sevmekten de öte âşık oldum da bir “merhaba” demek ağır geldi. Oysa ben ne laf cambazıyımdır var ya…
Şimdilerde bekliyorum: uyanmayı, onu görmeyi, ona görünmeyi… Ama cidden, âşık olunca işler değişiyor. İşte o da çocukları ve okumayı sever; belki bu yazımı okur diye yazıyorum. Belki de tatlı olan bu aşkı, acı çekmemden kurtarır da yanıltır tüm algılarımı. Tatlıya tatlı, güzel, hoş diyebilirim belki; bilemeyiz. Tek mesele okuması ve bir “evet” demesi 🙂
Neyse arkadaşlar, başımdan geçen olayı sizlere anlatmıyorum; yazının da sonunu getirmiyorum. Belki de okur bu yazımı, “Okudum,” der de başlar hikayemiz… İşte o zaman anlatırım size başımdan geçeni; o zaman olur sonumuz, belki de sonsuzluğumuz.
Şimdilik bol sohbetlerce…
1 views






0 yorum