Giriş

Bu bölümde, hukuk hakkında verilen genel bilgilere devam edilerek hukuk kurallarının nitelikleri, hukukun dallara ayrılması ve bunların alt dalları açıklanacaktır. Daha sonra medeni hukuk hakkında genel bilgiler verilmeye başlanacak ve medeni hukuk alanında etkili olan dünyadaki başlıca hukuk sistemleri anlatılacaktır. Bu genel bilgilerden sonra Türk Medeni Kanununun kabulü ile birlikte artık Türkiye’deki düzenlemelere geçilecektir. Daha sonra ise Yeni Türk Medeni Kanununun Kabulü anlatılacaktır.

Hukuk Kurallarının Nitelikleri

Hukuk Kuralı Soyut, Genel ve Süreklidir

Hukuk kuralı aynı veya benzer nitelikteki tüm olaylara genel ve eşit olarak uygulanır. Örneğin, “hak ehliyeti” açısından herkes eşittir; herkes alacaklı, borçlu, mirasçı veya malik olabilir ve aynı hukuk kurallarına tâbi olurlar (MK m. 8). Kural olarak kişiye özgü ya da sadece bir kentin bir mahallesindeki bir arsaya ilişkin kanun çıkarılması, genellik ve soyutluk ilkesine uygun düşmez. Kurallar eşit ve kapsayıcı olmalıdır. Süreklilik ise, bir hukuk kuralının yürürlüğe girdiği andan itibaren yürürlükten kalktığı ana kadar uygulanması ve etkisini göstermesidir.

Hukuk Kuralının Bir Diğer Niteliği, Bunun Bir Yaptırıma Bağlanmış Olmasıdır

Hukuk kuralına uyulmadığı takdirde, hukukun gösterdiği yaptırım (müeyyide) uygulanır. Başlıca hukuki yaptırım türleri:

Ceza: Ceza kanunlarında suç olarak öngörülmüş olan bir hukuk kuralının ihlâli hâlinde uygulanan yaptırımdır. Suçun niteliğine göre, ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis, süreli hapis, adlî para cezası, belirli hakları kullanmaktan yoksunluk vs. (TCK 45 vd.).

Tazminat: Hukuk kuralının ihlâli sonucu başkasına verilen zararın giderilmesidir. Malvarlığında bir üçüncü kişinin fiilî sonucu meydana gelen eksilmenin, yani zararın karşılanması için öngörülmüş yaptırıma Maddî tazminat adı verilir. Maddî tazminat, zarar verilen malvarlığı değerinin zarar veren tarafından malvarlığına aynen geri verilmesi (aynen tazmin) şeklinde olabileceği gibi; zararın karşılığında para verilmesi” şeklinde de (nakden tazmin) olabilir. Örneğin, bir otomobilin camını kıran kişi, camı taktırırsa zararı “aynen tazmin”, buna karşılık cam bedeli ile takma masrafını para olarak verirse “nakden tazmin” etmiş olur. Bunlar kişinin malvarlığı zararlarına ilişkindir.

Ancak eğer zarar kişinin hukuken korunan kişisel varlıklarında (değerlerinde) meydana gelmişse, bunun yaptırımı manevî tazminattır. Bu tazminat, kişinin duyduğu elem ve ıstırabın karşılığıdır. Birisinin, başka bir kimseye hakaret etmesi, adını haksız yere kullanması, özel hayatını açıklaması, onu sakat bırakması vs. hâllerinde duyulan acı ve elemin, başka yollarla tatmin edilerek, bunların azaltılması için manevî tazminat ödenir. Manevi tazminat kural olarak bir miktar paradır (BK 49). Manevi tazminatın diğer bir türü de ağır bedensel yaralama veya ölüm hâllerinde yaşanan acılar nedeniyle ödenen tazminattır: “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir”. (TBK m. 56).

Geçersizlik (hükümsüzlük): Bir işlem, hukuk kurallarının öngördüğü şekil ve şartlara uygun olarak yapılmamışsa, bunun yaptırımı geçersizlik, yani arzu edilen hukukî sonucun doğmamasıdır. Hukuki işlem hüküm doğurmaz. Örneğin TBK m. 27 gereğince, “Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür” (batıldır). MK 145 b. l’e göre bir kimse evliyken yeniden evlenemez; aksi hâlde ikinci evlenme geçersizdir (butlan/mutlak butlan). Bir taşınmazın tapu sicil müdürlüklerinde resmi senet düzenlenerek satış sözleşmesi yapılmak zorundadır, eğer taraflar kendi aralarında sözlü veya yazılı bir taşınmaz satışı sözleşmesi yaparlarsa bu sözleşme şekil şartına uyulmadığından geçersiz/kesin hükümsüz/batıl olur. Bazı hâllerde geçersizliği ileri sürme, ilgili kişinin iradesine bırakılmıştır. İradesi sakatlanarak (hata, hile ya da korkutma (ikrah) ile) sözleşme yapan kişinin bu sözleşmeyle bağlı olup olmaması, hataya düşen, hileye uğrayan ya da korkutulan kimsenin iradesine bırakılmıştır. O isterse bunlardan birini yasal süresi içerisinde ileri sürüp sözleşmeyi sona erdirir (iptal) ya da kanunun öngördüğü sürede iptal hakkını kullanmazsa, sözleşme geçerli hâle gelir.

Cebri icra: Borçlu olan bir kişinin borcunu yerine getirmemesi hâlinde, devlet zorlamasıyla, yani icra daireleri aracılığıyla borçlunun borcunu yerine getirmesi sağlanır. Cebri icra, ya haciz yoluyla örneğin borçlu teslim etmek zorunda olduğu yarış atını mahkeme kararına rağmen vermiyorsa, icra dairesi aracılığıyla yarış atı alacaklıya teslim edilir. Yine para borcunu yerine getirmeyen borçlunun, borcunu karşılamaya yetecek malları icra dairesi tarafından haczedilip satılır ve alacağı tutarında alacaklıya ödenir. Borcunu yerine getirmeyen kişi tacir veya iflâsa tâbi diğer bir kimse ise, iflâs yoluyla takip yapılır.

Yaptırım türleri, sadece burada açıklananlarla sınırlı olmayıp, hukuki düzenlemelere göre çok sayıda yaptırım türü bulunmaktadır: Örneğin, kişilik haklarına saldırının önlenmesi, hakaret içeren yayının durdurulması, kişilik haklarına hukuka aykırı saldırı olduğuna dair tespitin yayın organlarında yayınlanmasına karar verilmesi, şiddet uygulayan kocanın kadına belirli bir mesafeden daha fazla yaklaşamaması, temerrüde düşen kiracının kiralananı tahliye etmesine (boşaltmasına) karar verilmesi, boşanan eşin çocuğunu görme ve kişisel iletişim kurma hakkının, çocuğun zarar gördüğü hâllerde kaldırılması vs.

Hukuk Kuralı Devletçe Tanınmış Olmalıdır

“Bir hukuk kuralının toplum yaşamındaki yerini alabilmesi toplumun en yüksek örgütü olan devletçe tanınmış veya kabul edilmiş olmasına bağlıdır. Bunun için mutlaka bir kanun çıkarmaya gerek yoktur. Belli bir kanunda yazılı olmayan kurallar da devlet tarafından hukuk kuralı olarak tanınmış olabilir”[1].

Hukukun Dalları

İç hukuk- Uluslararası (Milletlerarası) Hukuk

Bir devletin sınırları içinde uygulanan hukuk dallarını kapsayan hukuka iç hukukdenir. Türk hukuku, Alman hukuku, İsviçre hukuku gibi. Federal devlet modelinde federe devletlerin her birinin kendi bağımsız iç hukuku vardır.

Devletler arası ya da bir devletle bir uluslararası kuruluş (örneğin Avrupa Birliği) ya da uluslar üstü kuruluşlar (örneğin Birleşmiş Milletler) arasındaki ilişkileri kapsayan hukuka milletlerarası (devletlerarası) hukuk denir.

Maddî Hukuk – Usul Hukuku (Şeklî Hukuk, Yargılama Hukuku) Ayrımı

Hakları belirleyen, hak sağlayan ve yükümlülük yükleyen, hakkın özüyle ilgilenen hukuk dalına maddi hukuk denir. Medenî hukuk, borçlar hukuku, ticaret hukuku vs.

Maddi hukukun içeriğini belirlediği hak ve yükümlülüklerin bir yargılamada korunması, yerine getirilmesi, ihlal hâlinde yaptırımın nasıl uygulanacağını düzenleyen hukuk kurallarına usul (yargılama) hukuku adı verilir. Bir davanın açılma şartları, mahkemenin görev ve yetkileri, yargılama prosedürü bu kapsamdadır. Adli mahkemelerde özel hukuka ilişkin uyuşmazlıklarda söz konusu olan Medeni usul hukuku, suç ve cezaya dair uyuşmazlıklarda yargılama prosedürünü belirleyen ceza muhakemeleri usulü, idari mahkemelerde görülen davalara ilişkin usul ve yöntemleri belirleyen idari yargılama usulü, Anayasaya aykırı bir kanunun iptali ve Anayasa Yargısını düzenleyen Anayasa yargılama usulü buraya girerler.

Kamu Hukuku-Özel Hukuk-Karma Hukuk Ayrımı

Roma Hukukundan bugüne, hukuk dalları kamu hukuku ve özel hukuk olmak üzere ikiye ayrılır. Geniş anlamıyla devlet kurumlarının işleyişini ve devlet ile bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk dalına kamu hukuku denir. Devlet, il ya da belediyenin işleyişi ya da kamu kurumlarından biri ile birey arasındaki ilişki kamu hukuku kurallarına tâbidir. “Ancak fertlerle ilişkide taraflardan birinin sadece bir kamu kurumu ya da kişisi olması o ilişkinin kamu hukukuna tâbi olması için yeterli değildir. Aynı zamanda kamu kurumunun o ilişkide kamu erkini kullanması, bu erkin kendisine tanıdığı üstünlüğe de dayanması gerekir. Başka bir deyişle, kamu hukuku alanına giren ilişkilerde taraflar eşit durumda olmayıp, aralarında bir altlık – üstlük ilişkisi vardır. Bunun en önemli sonucu, kamu hukukunun düzenlediği alanlarda ferdin iradesinin çoğunlukla rol oynamayacağıdır. Çünkü kamu erkine sahip olup da bunu kullanan taraf ilişkinin üstün tarafıdır”[2].

Oysa “kamu hukuku” kavramının karşısında yer alan “özel hukuk” eşit kişiler arasındaki ilişkileri düzenler. Özel hukuk, devletin üstün olduğu kamu hukukundan farklı olarak, taraflardan birinin diğerine üstün olmadığı, kamu gücünün kullanılmadığı ilişkilere uygulanan hukuk dalıdır. Burada eşitlik ile kast edilen, hukuk önündeki eşitliktir, yoksa örneğin ekonomik ya da sosyal statü anlamında eşitlik değil.

Ekleyelim ki, “kamu hukuku ve özel hukuk ayırımında önemli olan taraflardan birinin kamu erkine sahip olması değil, ilişkide bunu kullanmasıdır. Kamu erkinin sahibi girmiş olduğu hu­kukî ilişkide bunu kullanmıyorsa o zaman taraflar eşit durumda olacakları için, ilişkiye kamu hukuku kuralları değil, özel hukuk kuralları uygulanacaktır”[3]. Örneğin Maliye Bakanlığının, kamu binası yetersiz kaldığı için Defterdarlık olarak kullanılmak üzere bir bina kiralaması hâlinde, burada devlet sahip olduğu kamu gücünü kullanmamakta, özel hukuk kişisi gibi hareket etmektedir. Böylece kiraya veren Ayşe ile kiracı Maliye Bakanlığı arasındaki kira ilişkisi özel hukuk (Borçlar Kanunu) hükümlerine tâbi olur; yoksa kamu hukukunun bir dalı olan İdare Hukukuna tabi olmaz.

“Bu klâsik ayırım bugün tam anlamıyla tatmin edici olmaktan çıkmıştır. Çünkü sosyal ilişkiler o kadar girift bir hâl almıştır ki, bazı ilişkileri düzenleyen hukuk dallarını kesin olarak kamu hukuku ya da özel hukuka sokma olanağı kalmamıştır. Örneğin iş hukukunu ele alalım. İş hukukunun özünü iş ya da hizmet sözleşmesi oluşturur. Bu yönü ile iş hukuku özel hukukun dallarından biridir. Oysa iş hukukunun konusu sadece iş sözleşmesinden ibaret değildir. Çünkü, iş hayatının düzene sokulması ve denetimi, iş uyuşmazlıklarının çözülmesi, sosyal yardımlaşma ve sigorta gibi konular devletin işe karışmasını gerektirir. Bu yönü ile de iş hukuku kamu hukukunun dallarından biridir. Aynı niteliği başka hukuk dallarında da görmek mümkündür”[4].

Bir hukuk dalının kamu ya da özel hukuk dalı olarak nitelenmesinde kullanılan ölçütler kesinlik arz etmemekle birlikte öğretide bazı kıstaslar belirtilmektedir: “Menfaat kıstasına göre, hukuk kuralı kamu menfaatini koruma amacıyla konulmuşsa kamu hukuku, özel menfaatleri koruma amacıyla konulmuşsa özel hukuka dâhildir. / Yöneten-yönetilen kıstasına göre, hukuki ilişkinin bir tarafında yönetenler, diğer tarafında yönetilenler varsa kamu hukuku ilişkisi vardır. / Egemenlik yetkisi kıstasına göre, devlet bir ilişkiye egemenlik yetkisini kullanarak katılıyorsa kamu hukuku, eşit olarak katılıyorsa özel hukuk kuralı vardır”[5].

Bu nedenle bugün hukukun dallarını üç ana grup altında toplamak daha uygun olacaktır:

  1. Kamu Hukuku
  2. Özel Hukuk
  3. Karma Hukuk

Kamu Hukukunun Alt Dalları

“Kamu hukuku kendi içinde, maddi kamu hukuku ve şekli kamu hukuku olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Maddi kamu hukuku kavramının içine, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Ceza Hukuku, Uluslararası Hukuk, Mali Hukuk ve Genel Kamu Hukuku girer. Şekli Kamu Hukuku kavramına ise, Anayasa Yargısı, İdare Yargılaması, Ceza Yargılaması, Medeni Yargılama Hukuku ve İcra ve İflas Hukuku girer”[6].

Anayasa Hukuku: “Devletin yapısını, şeklini, devlet içindeki erklerin (yasama, yürütme, yargı) işleyişini ve karşılıklı ilişkilerini düzenleyen ve vatandaşların devlete karşı olan hak ve özgürlükleriyle görevlerini saptayan hukuk dalıdır”[7]. Bugün 1982 Anayasası yürürlüktedir. Günümüze kadar birçok hükmü defalarca değişikliklere uğramıştır. Bir darbenin ürünü olması sebebiyle, demokratik dönüşümünü sürdürmeye çalışan Türkiye’de sivil Anayasa yapılması çalışmalarının sonuç vermesi ümit edilmektedir.

İdare Hukuku: İdarenin kuruluş ve işleyişi ile kişilerin idareyle olan ilişkilerini, kamu hizmetlerinin görülmesini konu olan hukuk dalıdır. “İdare, teşkilat olarak iki kısımdan oluşur. Bunlar merkezi idare ve yerinden yönetim kuruluşlarıdır. Merkezi idare devlet idaresidir. Bu da iki kısımdan oluşur: Bunlar; başkent ve taşra teşkilatıdır. Yerinden yönetim kuruluşları ise yer ve hizmet bakımından olmak üzere ikiye ayrılır. Yer bakımından yerinden yönetim kuruluşları yerel yönetimlerdir. Bunlar il özel idaresi, köy ve belediyedir. Hizmet bakımından yerinden yönetim kuruluşları ise TRT, TÜBİTAK, üniversiteler, KİT’ler gibi kuruluşlardır. (..) İdare hukukunun kapsamına bundan başka, kamu hizmeti, idari işlemler, idari sözleşmeler, kolluk, kamu görevlileri, kamu malları, idarenin sorumluluğu ve idari yargı konuları girmektedir”[8].

Ceza Hukuku: Suç sayılan fiil ve hareketler ile bunlara uygulanacak yaptırımları (cezaları) düzenleyen hukuk dalıdır.

Usul (Yargılama) Hukuku: Yukarıda açıklandığı üzere, mahkemelerin yargı görevini yerine getirirken uyguladıkları yol ve yöntemlerle ilgili hukuk kurallarını düzenleyen yargılama hukuku genel olarak kamu hukuku niteliğinde görülmektedir. Yargılama hukuku; anayasa yargısı, adli yargı, idari yargı gibi alt bölümlere ayrılmakta; adli yargı da kendi içinde ceza yargısı ve hukuk (medeni) yargısı olarak ayrılmaktadır.

İcra ve İflâs Hukuku: İcra hukuku, Mahkemeler tarafından verilen bir kesin hükme dayanan ya da kanunun öngördüğü belirli durumlarda böyle bir ilama dayanmayan (ilamsız takip) bir borcun rıza ile yerine getirilmemesi hâlinde devlet gücünün ne şekilde müdahale edeceğini düzenleyen hukuk dalı” olarak tanımlanabilecek iken iflas hukuku ise “iflâsa tâbi gerçek ya da tüzel kişilerin malvarlıklarına el koyma, alacaklıların alacaklarını elde edebilmesi yöntemini düzenleyen hukuk dalı” olarak tanımlanabilir[9]. İcra ve iflas işlemleri, icra dairelerince yürütülmektedir.

Uluslararası (Milletlerarası) Hukuk: Devletler, devletlerarası kuruluşlar ve devletler üstü kuruluşlar arasın­daki ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Devletler (genel) hukuku olarak da adlandırılmaktadır.

Malî Hukuk: “Devletin gelir ve giderlerinin tâbi olduğu kuralları, devlet tarafından alınacak vergi, resim ve harçları düzenleyen hukuk dalıdır. Başlangıçta idare hukukunun bir alt dalı olarak kabul edilen malî hukuk, son zamanlarda bağımsız bir hukuk dalı hâline gelmiştir”[10].

Genel Kamu Hukuku: “Soyut olarak devletin oluşunu, oluşumunu ve özünü inceleyen, genel olarak devlete ilişkin kuralları ve devlet sistemlerini inceleyen hukuk dalıdır. (..) Genel kamu hukuku, devleti soyut olarak incelerken; anayasa hukuku bunu somut olarak yapar. Bir başka deyişle, anayasa hukuku, belli bir devleti düzenler ve incelerken; genel kamu hukuku herhangi bir devleti değil, genel olarak devleti ve devletin gelişimi ile oluşumunu inceler”[11].

Özel Hukukun Alt Dalları

Medeni Hukuk: “Kişi, aile, miras ve eşya ilişkilerini düzenleyen hukuk dalıdır. Daha geniş bir ifade ile Medenî Hukuk, gerçek kişi dediğimiz insanın doğumundan (bir ölçüde doğumdan önceden) ölümüne (bir ölçüde ölümünden sonraya kadar) olan zaman içindeki bütün hukukî ilişkilerini düzenlediği gibi, tüzel kişi dediğimiz bağımsız kişilik kazanmış kişi ya da mal topluluklarını da düzenler”[12]. Temel mevzuat, 2002’de yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunudur. Medeni Kanun dört kısımdan oluşmaktadır: Kişiler Hukuku, aile hukuku, miras hukuku ve eşya hukukudur. Medeni hukukun bir diğer konusunu oluşturan borç ilişkileri kısmı ise ayrı olarak Türk Borçlar Kanununda düzenlenmiştir.

Medenî hukuk, genel olarak 5 bölüme ayrılmaktadır. Kişiler Hukuku (MK. 8-117), Aile Hukuku (MK. 118-494), Miras Hukuku (MK. 495-682), Eşya Hukuku (MK. 683-1027) ve Borçlar Hukuku. Bunlara ek olarak, bütün medenî hukuk, hatta bütün özel hukuk alanında uygulanan Genel Prensipler bulunmaktadır (MK. 1-7).

Medeni Hukukun dayandığı mevzuat sadece Türk Medeni Kanunu değildir; Türk Borçlar Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Tapu Kanunu, Noterlik kanunu, İmar Kanunu, Kat Mülkiyeti Kanunu vs. gibi birçok mevzuatta Medeni Hukuku ilgilendiren kurallar bulunmaktadır.

Medeni Hukukun alt dalları ileride detaylı olarak incelenecektir.

Borçlar Hukuku: Kişiler arasındaki borç ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Her ne kadar temel mevzuat olarak ayrı bir kanun olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu bu alanı düzenlese de, aslında borçlar hukuku, medenî hukukun bir alt dalıdır. Borçlar Hukuku kuralları sadece Türk Borçlar Kanunu ile sınırlı olmayıp, birçok mevzuatta borçlar hukukunun konusuna giren düzenlemeler yer alır: Örneğin Türk Medeni Kanunu, Türk Ticaret Kanunu, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Finansal Kiralama Kanunu, Bankacılık Kanunu vs.

Türkiye Cumhuriyetinin ilanından sonra ilk olarak 1926 tarihinde kabul edilen 818 sayılı Borçlar Kanunu, 2012 yılında 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) ile yürürlüğe girmesi üzerine yürürlükten kaldırılmıştır.

Ticaret Hukuku: Ticarî ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. “Ticari ilişkilerin kendine özgü özelliklere sahip olması ayrı bir hukuk dalı olarak düzenlenmesinde etkili olmuştur. Ticaret hukukumuz ayrı bir kanuna, Türk Ticaret Kanunu’na sahip olmakla birlikte Türk Medeni Kanunu’nun bir parçası sayılmaktadır. Bunun sonucu olarak medeni hukukta geçerli kavram ve ilkeler ticari ilişkinin nitelik ve özüne aykırı düşmediği ölçüde ve ihtiyaç halinde ticaret hukukunda da geçerli olacaktır. / Ticaret hukuku çok dinamik ve gelişmeye ve genişlemeye uygun bir hukuk disiplinidir. Bu nedenle ticaret hukuku temel kanun olan Türk Ticaret Kanunu’yla düzenlenmekle birlikte pek çok sayıda özel kanun da mevcuttur. Örneğin Sermaye Piyasası Kanunu, Sigortacılık Kanunu, Faiz Kanunu, Ticari İşletme Rehni Kanunu gibi”[13]. Cumhuriyetin ilanından sonra sırayla 1926 ve 1957 tarihli Ticaret Kanunları yürürlük kazanmış ve nihayet

Devletler Özel Hukuku (Uluslararası Özel Hukuk, Milletlerarası Özel Hukuk) Yabancılık unsuru içeren hukukî ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Farklı devletlerin vatandaşları arasındaki ilişkilere hangi devletin hukukunun uygulanacağını, hangi ülke mahkemesinin yargı yetkisine sahip olacağını düzenleyen hukuk dalıdır. Örneğin, Antalya’da tatilde bulunan iki Alman’ın Muğla Asliye Hukuk Mahkemesinde açacağı bir boşanma davasında Alman Hukuku mu yoksa Türk hukuku mu uygulanacaktır? Türk Şirketi ile bir İngiliz Şirketi arasında yapılan bir satım sözleşmesiyle ilgili uyuşmazlığa hangi hukuk uygulanacaktır? “Devletler özel hukuku özde bu türden konu­larla ilgilenmekle birlikte dört bölümde incelenir. Bunlar; vatandaşlık hukuku, yabancılar hukuku, kanunlar çatışması ve milletlerarası usul hukukudur. Bunlardan ilk ikisi esasen ka­mu hukuku konuları olmaya daha yatkındır. Ancak Türkiye’de vatandaşlık ve yabancılar hukukunun devletler özel hukuku kapsamında incelenmesi ve öğretilmesi öğretide benimsenmiş ve yaygınlık kazanmıştır. Diğer iki ise kanunlar çatışması ve usul hukuku klasik ve öz devletler özel hukuku konularıdır”[14].

Fikrî Hukuk: Fikir ürünleri (sanat eserleri ve icatlar) üzerindeki hakları düzenleyen hukuk dalıdır. Bilim, edebiyat, müzik, güzel sanatlar, sinema ve benzeri eserler üzerindeki haklar “fikri haklar” olarak adlandırılır. Fikir ve sanat eserleri Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ile koruma altına alınmıştır. Marka, patent (buluşçu hakkı), faydalı model (küçük buluşlar üzerindeki hak), tasarım, yeni bitki türleri üzerindeki ıslahçı hakları vs konular sınai (endüstriyel) haklar olarak fikri mülkiyet koruması altındadır. Bu haklarla ilgili ayrı kanuni düzenlemeler de vardır[15].

Karma Nitelikteki Hukuk Dalları

İş Hukuku ve Sosyal Güvenlik Hukuku: İşçi işveren ilişkileri ile çalışma alanındaki düzeni ve çalışanların sosyal güvenliğini düzenleyen hukuk dalıdır. “İş hukuku hizmet ilişkilerini düzenleyen bir hukuk dalıdır. Hem kamu hem özel kesimdeki işçi ve işveren ilişkileri, nitelikçe özel hukuk ilişkisi olmakla birlikte, günümüzde devletin iş hayatını emredici kurallarla düzenlemesi iş hukukunu salt özel hukuktan kamu hukuku alanına kaydırmaktadır. İş hukuku özellikle işçilerin hukuksal durumlarının düzenlenmesi ve işverenlere karşı korunması ihtiyacından doğmuştur. İş hukuku işçi ve işverenlerin devletle olan ilişkilerini de düzenler. Toplu iş sözleşmesi, sendika, grev, lokavt gibi önemli konular iş hukukunun uğraştığı konular arasında yer almaktadır. / Bireysel ve toplu iş hukuku ile ilgili konular Borçlar Kanunu, İş Kanunu, Sendikalar Kanunu, Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nda düzenlenmiştir. / İş hukukunun bir diğer yönü de sosyal güvenlik hukukudur. Kişiler hayatı boyunca işsizlik, hastalık, kaza, yaşlılık ve ölüm gibi çeşitli risklerle karşı karşıyadır. (…) Sosyal sigorta sistemi sayesinde bahsedilen risklerin gerçekleşmesi ve niteliğine göre düzenli gelir bağlanır veya yapılan tedavi masrafları gibi giderler karşılanır”[16].

Bankacılık Hukuku: “Ticaret hukukunun yanında kendine özgü kuralları ile bankacılık hukuku gelişmiştir. Tasarruf sahiplerinin korunması amacıyla bankacılık alanına da emredici kurallar (kamu hukuku kuralları) konulduğu için bugün banka hukuku karma bir hukuk dalıdır. Bu hukuk dalının en önemli kaynağı Bankacılık Kanunu’dur”[17].

Çevre Hukuku: Doğal çevrenin korunmasına yönelik önlemleri düzenler. Anayasaya göre göre bireylerin, sağlıklı ve dengeli bir ortamda yaşamalarını sağlamak, çevrenin kirlenmesini önlemek, devletin ve bireyin ödevidir. Temel düzenleme olan Çevre Kanununun amacı çevrenin korunması, iyileştirilmesi, doğal kaynakların en uygun bir biçimde kullanılması, su, toprak ve hava kirliliğinin önlenmesidir.

Toprak Hukuku: Tarımsal taşınmazların hukukî durumlarıyla onların dağıtım ve verimli biçimde kullanılmalarını düzenler. Örneğin bazı yerlerdeki tarım arazilerinin 5.000 m2’nin altında parsellere ayrılmak suretiyle bölünmesi engellenmektedir.

Hava ve Uzay Hukuku: Hava hukuku, hava ulaşımı ve bu ulaşımla ilgili ilişkileri düzenleyen hukuk dalıdır. Hava trafiği hem kişiler arasındaki hem kişilerle devlet arasındaki hem de devletlerarasındaki ilişkileri kapsamaktadır. Uzay hukuku ise hava katmanının üstünde bulunan uzaydaki trafiği ve kullanımı düzenler.

Başlıca Hukuk Sistemleri

Özel hukuk ilişkileri (örneğin alım-satım sözleşmeleri, kira sözleşmeleri, mülkiyet hakkı vs.) bütün modern toplumlarda var olsa da her bir ülkeye göre düzenlemeleri farklıdır. Dünyadaki belli başlı hukuk sistemleri; Roma – Cermen hukuku grubu; İslâm hukuku grubu; Anglo-Sakson hukuk grubu; Sosyalist ülkeler hukuku grubu olarak sayılabilir. Her gruba giren hukuk sistemleri de kendi aralarında farklılıklar gösterir.

Roma – Cermen Hukuku Grubu

“Bu hukuk sistemi, Avrupa’nın birçok ülkesinde (Almanya, Fransa, İsviçre, İtalya gibi) ve Avrupa dışındaki bazı ülkelerde uygulanmaktadır. İsviçre Medenî Kanununu büyük ölçüde benimsemiş olan Türkiye de bu grupta yer almaktadır. Bu hukuk sisteminin kökleri büyük ölçüde Roma Hukukuna, kısmen de Cermen Hukukuna dayanmaktadır . / Romalılar, milattan önce başlayan ve yüzyıllar boyunca gelişen çok ince ve çok yüksek seviyede bir hukuk meydana getirmişlerdir. Başlangıçta örf ve âdetlerden oluşan Roma Hukuku, sonraları halk meclisleri, Roma senatosu ve imparatorlar sayesinde son derece gelişmiştir. MS. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru Justinianus’un emriyle hazırlanan “Corpus Juris Civilis” (Medenî Hukuk Külliyatı) ismini taşıyan büyük eserde, hukuk kuralları toplanmıştır. Corpus Juris Civilis, 12. yüzyılda Bologna Üniversitesinde araştırma ve öğretim konusu olmuş ve Batı ve Orta Avrupa’dan gelen birçok kişi buraya gelerek Roma Hukukunu öğrenmişler ve bunu kendi ülkelerine yaymışlardır. Roma Hukukunun bu şekilde iktibası (esas alınarak benimsenmesi) en geniş ölçüde Almanya’da meydana geldi, Diğer Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, Ortaçağ Almanya’sında da hukuk, eski Cermen örf ve âdetlerine dayanmakla beraber, son derece dağınık ve parçalanmış bir haldeydi. Roma Hukuku Almanya’da tamamlayıcı (yedek) bir hukuk haline gelmiş, yani kendi hukuklarının yeterli olmadığı yerde Roma Hukuku uygulanmıştır. Böylece, Roma Hukuku “Müşterek (ortak) Hukuk” olarak benimsendi. Roma Hukuku prensiplerini kapsayan “Müşterek Hukuk” sonraları 19. yüzyılda Almanya’da yüksek bir ilmi aşamaya ulaşmış ve “Pandekt Hukuku” adını almıştır”[18].

“Almanya’daki bu gelişme 1900 yılına kadar sürmüştür. 1.1.1900 tarihinde yürürlüğe giren Alman Medeni Kanunu (BGB), kısmen Cermen kısmen de Pandekt (Roma) hukukunun kural ve prensiplerini taşımaktadır. / Fransa’da da, 1804 tarihli Fransız Medeni Kanunu (buna Code Napoleon da denmektedir) yürürlüğe girinceye kadar, iki ayrı hukuk uygulanmaktaydı. Güney bölgelerinde yazılı hukuk olarak Roma Hukuku, kuzey bölgesinde ise kaynağını Cermen Hukukundan alan örf ve.âdet hukuku uygulanıyordu. Fransız devriminin ilkelerine bağlı kalınarak hazırlanan Fransız Medeni Kanunu da, Roma ve Cermen Hukuklarının karışımı bir kanundur. / İsviçre’de, 1.1.1912’de yürürlüğe giren İsviçre Medeni Kanunu (ZGB) ve Borçlar Kanunu (OR) hazırlanırken Alman, Avusturya ve Fransız Medeni Kanunlarının etkileri sonucu, bu ülke de Roma-Cermen Hukuku sistemine dahil olmuştur”[19].

İslam Hukuku Grubu

“İran ve Pakistan’da, Fas, Cezayir, Tunus gibi bazı Kuzey Afrika ülkelerinde, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün, Lübnan, Yemen gibi birçok Arap ülkesinde İslâm Hukuku uygulanmaktadır. İslâm Hukukunu, İslâm dininin kaynaklarında arayıp, bu dinin esaslarına göre kuran sisteme “fıkıh ilmi” denir. Fıkıh ilminin belirlediği hukuk kurallarının bütününe “Şeriat” adı verilir. İslâm Hukukunun dört kaynağı bulunmaktadır. Bunların başında Kur’an gelir. Burada özellikle evlenme ve miras hukukuna ilişkin kurallar bulunmaktadır. İkinci kaynak “Sünnet veya Hadis”tir. Sünnet, peygamberin kural haline getirilen sözleri ve davranışlarıdır. Peygamberin sadece sözlerine dayanan kurallara “Hadis” denir. Üçüncü kaynak “İcma-i Ümmet”tir. Peygamberin vefatından sonra İslâm alimlerinin yeni meselelere ilişkin olarak Kur’an’ın ve Sünnet’in esaslarını gözönüne alarak ileri sürdükleri yorum (tefsir) ve ilmi görüşlerdir. Nihayet son kaynak “Kıyas”tır. Bir mesele hakkında ilk üç kaynakta hüküm bulunmadığı zaman, benzer meselelere ilişkin kurallar göz önüne alınarak yeni meseleye uygun çözümü bulma yoluna gidilmesidir. (…) Türkiye 1926 tarihli Medenî Kanunun yürürlüğe girmesine kadar İslâm Hukuku grubuna dahil bulunmaktaydı”[20].

Anglo-Sakson Hukuk Grubu

“İngiliz Hukuku, Kara Avrupa’sındaki kanunlaştırma hareketinin dışında kalmıştır. Bu hukuk sisteminin büyük kısmının kaynağını mahkeme kararları oluşturmaktadır. İngiliz Hukuku, büyük kısmı itibariyle hakimler tarafından yaratılan bir hukuktur (Judge made law-case law). İngiliz Hukukunun gelişmesi üç şekilde olmuştur. Bunlar İngiliz Hukukunun kaynaklarını teşkil ederler. Bunlardan birincisi Common law (müşterek hukuk); İkincisi Equity Law (Hakkaniyet Hukuku); üçüncüsü de Statute Law (Kanun Hukuku)dur. / İngiltere’de hukukun başlıca kaynağını teşkil eden Common Law (Müşterek Hukuk), İngiltere’de krallık mahkemeleri hakimleri tarafından oluşturulan ve örf ve âdet hukukuna dayanan bir hukuk sistemidir. Common Law yanında daha esnek olan Equity Law (Hakkaniyet Hukuku), İngiliz Hukukunun ikinci kaynağını oluşturur. Katı ve yeniliklere kapalı Common Law yanında esnek bir hukuk uygulamasıdır. Haksızlığa uğradığını iddia eden kişiler krala başvururdu. Kral bunları Şansölye Yüksek Mahkemesine (High Court of Chancery) gönderiyordu. Bu mahkeme, Common Law’u değil, vicdan ve hakkaniyetin gerektirdiği kararları veriyordu. Equity Law da yazılı olmayan daha doğrusu kanunlaştırılmamış bir hukuktur. / Gerek Common Law gerek Equity Law kuralları mahkeme içtihatlarından doğan kurallardır. Bunlara genel olarak Case Law (meseleler hukuku) adı verilmektedir. / İngiliz Hukukunun gelişmesinde İngiliz parlamentosunun çıkardığı kanunlar da önemli rol oynamaktadır. Bu kanunların meydana getirdiği hukuka da Statute Law denmektedir. İngiliz Hukuku İrlanda, Kanada (Quebec hariç), Avusturalya, Yeni Zellanda, Güney Afrika, Hindistan’da ve özellikle Amerika Birleşik Devletlerinde (Louisiana Eyaleti hariç) benimsenmiştir”[21].

Sosyalist Ülkeler Hukuku Grubu

“Bu hukuk sisteminde Medenî Hukuk, esas itibariyle sosyalist prensiplere bağlı kalınarak yapılan kanunlarla düzenlenmiştir. Bu hukuk sisteminde başlıca iki özellik bulunmaktadır:

1) Özel Hukuk-Kamu Hukuku ayırımı reddedilmekte ve Medenî Hukukun da Kamu Hukuku alanına girdiği kabul edilmektedir.

2) Mülkiyet rejiminin esasını, “ferdi mülkiyet” değil, fakat “kolektif (sosyalist) mülkiyet” oluşturmaktadır. Toplum menfaati, ferdin menfaatinin önünde gelmektedir. Batı hukuklarında fertlere tanınan sözleşme yapma serbestliği ile miras hakları bu hukuk sisteminde oldukça dar bir alanı kapsamaktadır. / Sovyetler Birliğinin dağılmasından önce Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerinde, eski Doğu Avrupa bloku ülkelerinde (Çekoslovakya, Macaristan, Polonya, Romanya, Bulgaristan), Çin ve diğer Asya Halk Demokrasilerinde bu hukuk düzeni benimsenmiştir”[22].

2.4. Medeni Hukukun Tarihi Gelişimi ve Kanunlaşma Süreci

2.4.1. Eski Hukuk

“1926 yılından önceki Türkiye’de İslâm Hukukuna ve Fıkıha dayanan bir hukuk sistemi bulunmaktaydı. (…) Osmanlı Devletinde, Sultan Abdülmecit devrinde, 1839 tarihli Gülhane Hattı Hümayunu ve 1856 tarihli Islahat Fermanı sonucunda Ticaret Hukuku ve Usul Hukuku alanlarında Fransa’dan bazı kanunlar alındı Bunun yanında yerli bazı kanunlar da çıkarıldı. Bunların en önemlileri 1858 tarihli “Arazi Kanunu” ve 1869 tarihli Mecelledir. Mecelle, Borçlar Hukuku, kısmen Eşya Hukuku ve Usul Hukukuna ilişkin hükümleri kapsayan ve Fıkıh esaslarına dayanan 1851 maddelik kazuistik metoda göre hazırlanmış bir kanundur.

Arazi Kanunu ve Mecelle, Osmanlı Devletinin tüm vatandaşlarına uygulanmasına rağmen, Fransa’dan alınan kanunlar sadece Müslüman olmayanlara uygulanıyordu. Müslümanlara ise Şeriat hükümlerinin uygulanmasına devam ediliyordu. 1908 Meşrutiyet hareketi de bu hukukî durumu değiştiremedi. 1917 yılında Aile Hukuku Kararnamesi kabul edilmiş, fakat 1919 yılında yürürlükten kaldırılmıştır”[23].

2.4.2. Türk Medeni Kanununun ve Türk Borçlar Kanununun Kanunlaşma Süreçleri

Türkiye 1926’daki reform sayılabilecek köklü değişiklikle, Medenî Hukuk alanında İslâm Hukukundan ayrılarak, Roma – Cermen Hukuk sistemine geçmiş ve bu grupta İsviçre Medenî Kanununu ve yine İsviçre Borçlar Kanununu almıştır (iktibas etmiştir). Ticaret Kanunu da yine kara Avrupa’sından iktibas edilen diğer bir Kanundur.

Özellikle Osmanlıca olan dilin sadeleştirilmesi ve esasa dair bazı değişiklikler dışında temel İsviçre sisteminin korunması, gerek Medeni Kanunu gerekse Borçlar Kanunu için söz konusu olmuştur.

Böylece yeni 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu, 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Yeni Türk Medenî Kanunu, esas olarak İsviçre Medenî Kanununun yapılan değişiklikle ortaya çıkan son hali göz önüne alınarak hazırlanmıştır. Kanunun dili tümüyle yenilenmiş ve sadeleştirilmiş, çeviri yanlışları düzeltilmiş, uygulamada Yargıtay içtihatları ile benimsenen sorunlar düzenleme altına alınmıştır. Yeni Türk Medenî Kanunu ile getirilen en önemli değişiklik Aile Hukuku alanında olmuştur. Özellikle evliliğin genel hükümleri kısmında kadın-erkek eşitliği esas alınarak yeni hükümler getirilmiş, yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma” sistemi benimsenmiştir. Ayrıca, sahih ve sahih olmayan nesep ayırımı kaldırılmış, evlat edinmede de yeni bir düzenleme getirilmiştir. Bunların dışında, kişiler hukuku, miras hukuku ve eşya hukuku kısımlarında da bazı değişiklikler yapılmıştır.

1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunumuz ise 2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile birlikte yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni Türk Borçlar Kanununda sadeleştirme dışında temel İsviçre sistematiği korunmakla birlikte bazı yerlerde yargı uygulaması ve Alman Hukukundan ya da uluslararası sözleşmelerden ve farklı çözümler getirilmeye çalışıldığı görülmektedir.

Uygulamalar

  • Özel hukuk – kamu hukuku ayrımı toplumda yeterince kavranmış olup olmadığını araştırınız.
  • Osmanlı Devleti Döneminde Medeni Hukuk ve Cumhuriyet Döneminde Medeni Hukukun geçirdiği değişimi değerlendiriniz.

Uygulama Soruları

  1. Özel hukukun alt dalları bakımından yapılan ayrımlar, hızla ilerleyen teknolojik gelişmeler ve sosyal değişim karşısında sizce yeterli bir ayrım kıstası mıdır?
  2. Tarihsel gelişim bakımından yaptığınız araştırma sonucunda Anayasamızda yer alan laiklik ilkesinin Medeni Hukuk bakımından etkisi nasıl olmuştur?

Bölüm Özeti

Bu bölümde, hukuk hakkında verilen genel bilgilere devam edilerek hukuk kurallarının nitelikleri, hukukun dallara ayrılması ve bunların alt dalları incelendi. Daha sonra medeni hukuk hakkında genel bilgiler verilmeye başlanacak ve medeni hukuk alanında etkili olan dünyadaki başlıca hukuk sistemleri anlatıldı. Bu genel bilgilerden sonra Türk Medeni Kanununun kabulü ile birlikte artık Türkiye’deki düzenlemelere geçilecektir. Daha sonra ise Yeni Türk Medeni Kanununun Kabulü anlatıldı.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir