Yazıma nasıl başlayacağımı bilmiyorum, bu yazının nereye gideceğini veya konusunu tahmin bile edemiyorum sadece içimden geçen duyguları yazıyorum. Aklım bugünlerde aşırı karışık ve bıkkınım hayattan. Öncelik ile tüm buradan herkese “Merhabalar” diliyorum ve sizlerden “en çokta kendimden” nefret ediyorum. Nedeni ortada, bu beşeri varlıkların kurduğu Dünya tabi ki. Baksanıza arkadaşlar ne haldeyiz, ne hale düştük, biz bu muyuz? Ciddi anlamda soruyorum gerçekten yaşantımız kuracağımız Dünya bu mu? Eğer buysa ben taş devrine yolculuk yapmaya razıyım, en azından bir kelam bulamasam da samimiyet bulurum, kendine inanan gençler ve rahatça dolanan çocuklar…
Ülkenin hatta global olarak Dünyanın geldiği hale bakın arkadaşlar. Gençlerin aklı aşırı derecede karışık, gelecek kaygısı dolu, çocuklar oyun parkında oynarken bir yabancıdan şeker almayı bırakın selam alamıyorlar korkuyorlar. İnsanın, insana güveni kalmamış. Daha doğrusu insanın insanlığı kalmamış arkadaşlar. Benim hastalığım geçmişi unutamama arkadaşlar, siz yaşıyorsunuz hayatınıza devam ediyorsunuz ama Afrikada çocuklar ölüyor bu esnada, Özge Canlar, çocuklar tacize uğruyor, çöp konteynerleri bebek cesetleri ile dolu, intihar ediyor insanlar bundan daha ötesi var mı? Peki ne oldu bize arkadaşlar?
Bu sorularımın ana temeli her zaman paraya dayanıyor arkadaşlar. Yazımın başında dedimya en çok kendimden nefret ediyorum bunu geriye alarak en çok Lidya’lılardan nefret ettiğimi belirtiyorum arkadaşlar. Nedir bu para denilen alet ya, bir nesli ve 8 milyar insanı öldürdü bu para. Edebiyatı bile paraya sattık arkadaşlar, bize aldığımız nefes kadar yakın olan edebiyat dergimizi bile para karşılığında alıyoruz. İçimden aniden haykırmak geliyor “Şikayetçiyim hakimim bu Lidyalılardan benden Dünya mı aldı, Dünya’dan ise beşeriyetin tüm duygularını aldı.” diye ama her zaman ki gibi içimde sızı olarak kalıyor bu sözler. Şimdi soracaksınız arkadaşlar bana “neden bugün yazdın bu para denilen illetin kötülüğünü.” diye. Çünkü içime sığmayan bir olay yaşadım geçende, gerçi genelde yaşıyorum ama bu sefer içim öyle bir sızladı ki duygularım kelimelere dökülemiyor. Sadece Lidyalılara içten dileklerim ile bipleyesim geliyor. Neyse size içimi sızlatan o geçen günümü anlatmak isterim, gerçi bu dergiyi okuyan herkesin içinde insani duyguları bulunmaktadır yoksa ne işiniz var bu yazının içerisinde. Bizler dışındaki bu insanlara öğretmek gerekiyor özlerine yüreklerine inmeyi. Neyse arkadaşlar geçen gün yaşadığım hususa gelelim;
Arkadaşlar ben son bir senedir motor kullanıyorum ve hayatta ilk defa kendim için zevk alarak yaptığım hususları yapmaya başladım. Daha önceden hayatımı fazla yaşayamıyordum. Sürekli Ahlak-i Dava diyor ve bundan dolayı hayatımı sonralaştırıyordum. Davam bu pis parayı ele geçirerek adil bir Dünya oluşturmak, yani parayı ortadan tamamen kaldırmak ama maalesef bu da Dünyanın sonuna eş değer. Ondan dava bilincimi azıcık ucundan bırakarak elimden geldiğince yardımlara başladım. Tabi bunları burada anlatmayacağım ama bir husus benim içimi çok rahatsız etti arkadaşlar. Ben bu sevdiğim motorun krankını kırdım yani yeni motor yapılması gerekiyor. Hayatta en sevdiğim nesneyi kullanamıyorum düşünsenize ve bunu yaptırmak için paramda yok. Her neyse o gün uyandım motorumu ustaya götürdüm ve tamir etmesini istedim. Kara kara masrafını nasıl çıkaracağımı düşlerken o esnada yanıma 25 30 yaş aralığında bir adam yanaştı. Elinde bir mavi kimlik vardı, bana doğru çevirerek gösterdi. Bir anda afalladım, 4 yaşında bir erkek kardeşimizin kimliğiydi bu. Adam çocuğuna mama alamadığını söyledi ve bana konuşma fırsatı vermeden avucundaki nasırları göstererek “abi neden çalışmıyorsun deme” dedi. Denilecek fazla söz bırakmadı açıkcası, içim öyle bir sızladı ki adam utanarak benden 4 yaşındaki çocuğuna mama almamı istiyordu… Diyemedim ki kardeşim sen utanma bu insanlık utansın, ben utanayım biz utanalım arkadaşlar bu hale geldiğimiz için biz utanalım. Hadi bugünü milli utanma günü ilan edelim arkadaşlar bir nisanı utanma günü ilan edelim sonrasında şaka yaptık der geçeriz zaten, o kadar kalpsiz gönülsüz olmuşuz zaten. Neyse aldım arabaya bu abimizi eczaneye doğru yola koyulduk koyulmasına ama içimdeki yangını size anlatamam abi halen utangaçlığını koruyor ve yutkuna yutkuna içinden konuşuyordu. Hayat, ulan hayat insanı ne hale sokuyorsun sen? Neyse eczaneye girdik mamayı aldım adam diyorki; “abi pahalıdır ama o mama.” bir kez daha utandım kendimden o sırada. Adamın kelimelerinde boğuldum adeta varya. Ya arkadaşlar aramızda geçen bir kaç husus daha oldu ama cidden çok kötü varlıklarız. Bir makyaja 60 küsür para veriyoruz, bir cafede 100 küsür hesap ödüyoruz ve daha nice gereksiz yere para veriyoruz ama bizim komşumuz çocuğuna mama alacak para bulamıyor. Tamam Afrika’da ölüyor uzak görmüyoruz ama dibimizdeki komşumuz bu kardeşim, nasıl bu hale getirildik biz, ne ara bu kadar bencillik çukuruna düştük? Arkadaşlar bazı yaşanmışlıklar unutulmuyor, zamanı geriye alamıyoruz en doğru zaman şuan belki yan komşunuz maddi durumlardan intihar edecek bunu haberlerden izleyerek devleti suçlamayalım veya 3. şahıslara atmayalım. En çokta üzülüyormuş gibi yapmayalım tam şuan birlik olalım ve Dünya’yı kılına bilir bir yer haline getirelim ve en önemlisi Lidyalıları red edelim…

Kategoriler: Edebiyat

Hamza Sedat Demir

http://bebelium.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir