Bu bölümde hükümet sistemleri anlatılacaktır. Türkiye özellikle son dönemde yaşanan tartışma ve gelişmeler ışığında siyasi rejimlere ilişkin canlı bir laboratuar görünümündedir. Türkiye’de 1909 tarihinden beri, kesintili olmakla birlikte, genellikle parlamenter sistem uygulanmıştır. Özellikle 1982 Anayasasının ilk hali ile yürütmenin güçlendirildiği bir parlamenter sistem, yani rasyonelleştirilmiş parlamentarizm uygulanmıştır. Ancak 2007 Anayasa değişikliği sonrasında ülkemizde hakim olan sistemin yarı başkanlık sistemi olduğu söylenebilir. 2017 yılında yapılan ve 2018 yılında yürürlüğe giren Anayasa değişikliği sonrası Türkiye’nin siyasi rejimi hiçbir şekilde parlamenter rejim olarak nitelenemez. İlgili rejim bir başkanlık rejimi de değildir. Cumhurbaşkanlığı sistemi de denilen bu rejimin ne olduğu ise zaman içerisinde ve pratikte nitelenecektir.

Hükümet Sistemleri

Hükümet sistemleri kuvvetler ayrılığı ve kuvvetler birliği sistemleri diye ikiye ayrılır. Klasik demokrasiler genellikle kuvvetler ayrılığı anlayışına dayansa da; kuvvetler birliğine dayanan sistemler her halükarda monarşi ve diktatörlükten ibaret değildir. Ancak biz ilk önce kıssaca kuvvetler ayrılığı kuramını görelim.

Kuvvetler Ayrılığı Teorisi

Kuvvetler ayrılığı ilkesini ilk defa antik Yunan düşünürleri ele almışlardır. Aristo’nun politika adlı esrinde Aristo bir devletin yasama, yürütme ve yargı diye üç kuvvetinin varlığından bahseder. Ancak Aristo, bu üç kuvvetten bahsederken günümüz kuvvetler ayrılığından çok uzak bir yaklaşım sergilemektedir. Günümüzdeki manasıyla kuvvetler ayrılığı teorisiünlü Fransız filozofu Montesquieu’nünismiyle özdeşleşmiştir. Ancak, Montesquieu’den önce bu teoriyi İngiliz John Locke, İngiliz parlamenton tarihindeki uygulamalara dayanarak tespit etmiştir. İngiltere’de 1066 yılında Normanların istilasından 1689 tarihli “Bill of Rights (Haklar Bildirgesi)”a kadar yürütme ve yasama kuvvetlerinin ayrılığı yavaş yavaş gerçekleşmiştir. Başlangıçta Krala danışmanlık yapan Magnum Concilium isimli meclis, adım adım vergiye rıza gösterme ve kanun yapma yetkisini ele geçirerek bir yasama organı hâline dönüşmüştür.

John Locke İngiliz uygulamasına esas alarak kuvvetler ayrılığın şu şekilde açıklamaktadır: Locke’a göre bir devlette üç kuvvet bulunmaktadır. Bunlar yasama, yürütme ve federatif güçlerdir. Yasama gücü, devlet gücünün topluluğu ve bu topluluğun üyelerini korumak için nasıl kullanılacağını açıklama hakkına sahiptir. Yasama gücünü elinde bulunduranların yürütme erkini de ele geçirmeleri olasılığına karşılık, iyi düzenlenmiş bir devlette yasama gücü, yasayı yaptıktan sonra dağılan ve bu yasalarla kendilerinin de bağlandığı, kamu iyiliğini gözeten çeşitli kimselere verilmelidir. Bu şekilde yapılan yasalar sürekli bir güç taşıdıkları ve aralıksız yürütülmeleri gerektiğinden, yürütme gücünün varlığı zorunludur. Bu şekilde, yasama ve yürütme gücü birbirinden ayrılmış olur. Locke’a göre federatif güç, bütün topluluk kendi dışındaki başka devlet ve kişiler bakımından doğa durumundaki bir kurul gibi olduğundan, savaş, barış, birlik, ittifak ve devletin kendi dışındaki bütün kişiler ve topluluklarla her türlü işlemi yapma gücü olarak ifade edilebilir. Locke, yürütme ve federatif gücü ayrı ayrı nitelendirmekle birlikte, bu güçlerin farklı ellerde bulunmasının zor olacağını ve böyle olmaması gerektiği yaklaşımını sergilemektedir. Yürütme gücü yasamaya bağlıdır ve bu gücü kullananlar yasamaya karşı sorumludur. Gerektiğinde, yasama yürütmeye verdiği yetkileri geri alır. Yetkiler kötüye kullanılmışsa cezalandırır. Yasama devletin üstün gücüdür. Federatif güç ise, yürütme ve yasama güçlerine bağlı ve onların emrinde görev yapar.

Kuvvetler ayrılığı teorisinin gerçek kurucusu olarak Montesquieu kabul edilmektedir. Montesquieu bu teoriyi Kanunların Ruhu isimli eserinin XI’inci kitabının VI’ncı bölümünde “İngiliz Anayasası” başlığı altında dile getirmektedir. Montesquieu’ye göre, “her devlette üç çeşit kuvvet vardır: Yasama kuvveti, devletler hukukuna bağlı olan şeyleri yürütme kuvveti ve medenî hukuka bağlı olan şeyleri yürütme kuvveti”. Montesquieu’ye göre bu kuvvetlerden birincisi yani “yasama kuvveti”, “geçici veya sürekli kanunlar yapma; eskiden yapılmış olanları düzeltme ya da yürürlükten kaldırma” işidir. İkinci kuvvetle ise, hükümdar veya idareci, “savaş veya barış yapar; elçi gönderir ya da kabul eder; güvenliği kurar, istilaları önler”. Montesquieu bu ikinci kuvvete “devletin yürütme kuvveti” ismini vermektedir. Üçüncü kuvvet ise, “suçluları cezalandırma ve özel kişiler uyuşmazlıkları yargılama kuvveti”dir. Montesquieu bu kuvvete “yargılama kuvveti” ismini vermektedir.

Montesquieu, devlette üç kuvvet bulunduğunu böylece tespit ettikten ve bunlara yasama, yürütme ve yargı kuvveti isimlerini verdikten sonra, bu üç kuvvetin birbirinden ayrılmasının gerektiğini ileri sürmektedir. Ünlü düşünüre göre, bir kere yasama ve yürütme kuvvetleri birbirinden ayrılmalıdır. Zira, yasama ve yürütme kuvvetleri aynı elde toplanmış ise hürriyet yok olur. Diğer yandan Montesquieu’ye göre, “yargı kuvveti de, yasama ve yürütme kuvvetlerinden ayrılmış değilse gene hürriyet yoktur”. Montesquieu’ye göre yürütme kuvveti bir monarkın elinde bulunmalıdır. Zira hükümet, bir kişi elinde birçok kişilerde olduğundan daha iyi idare edilir. Yasama kuvveti ise “bir kişi yerine birçok kişi tarafından daha iyi kullanılmalıdır”. Montesquieu’ye göre yasama kuvveti bir kurula ait olmalıdır. Bu kurul iki bölümden oluşmalıdır. Birinci bölüm asillerden, ikinci bölüm halkın temsilcilerinden oluşmalıdır. Bunlardan her birinin diğerine karşı “önleme yetkisi” olmalıdır. Bu nedenle bu bölümlerden her biri diğerini sınırlandıracaktır. “Her ikisi de yürütme erki tarafından sınırlandırılacak, yürütme erkini de bunlar sınırlandıracaktır”. Montesquieu’ye göre yargı kuvveti ise mahkemelere ait olmalıdır. Düşünüre göre, yargı kuvveti, ne belirli bir zümrenin ve ne de belirli bir mesleğin elinde olmalıdır. Montesquieu mahkemelerde halktan seçilecek kimselerin de bulunması gerektiğini ileri sürmektedir. Montesquieu’ye göre yargı kuvveti mahiyeti gereği sınırlı bir kuvvettir. Çünkü kanunların uygulanmasından ibarettir. Zira ona göre, “milletin yargıçları, cansız birer varlıkmışlar gibi hareket ederek kanunun sözlerini, ne kuvvetini ve ne de sertliğini değiştirmeden, sadece telaffuz eden birer ağızdır”. Yani, Montesquieu yargı kuvvetini resmen bir buçuk kuvvet olarak tarif etmektedir. Yargı, diğerlerine oranla en zayıf ve eksikli kuvvettir. Sonuç olarak Montesquieu’ye göre yasama kuvveti sınırlı bir kuvvettir; çünkü, kendi koyduğu kuralları uygulama yetkisi yoktur. Yürütme kuvveti de sınırlı bir kuvvettir; çünkü, yasamanın koyduğu kuralları yürütmektedir. Yargı da sınırlı bir kuvvettir; çünkü, hakimler kanunların sözlerini telaffuz eden birer ağızdan başka bir şey değildirler. Bu üç kuvvet kendi görevlerinin dışına çıkarlarsa, yani yasama kendi koyduğu kuralları yürütürse, yürütme ise yürüttüğü kuralları kendi koyarsa, yargı ise “kanun koyucunun ağzı” olmakla yetinmeyip kendisi yorum yoluyla yeni kurallar koymaya kalkarsa, o sistemde hürriyet ortadan kalkar.

Montesquieu’nün kuvvetler ayrılığına en yakın hükümet sistemi hangisidir? Bu soruyu hükümet sistemlerinin tasnifi ile tespit etmeye çalışalım.

Hükümet Sistemlerinin Tasnifi

Hükümet sistemlerinin tasnifinde yasama ve yürütme kuvvetleri arasındaki ilişki esas alınır. Bu tasnif, yargının kuvvetinin ise her sistemde yasama ve yürütme kuvvetlerinden ayrı olduğu veya olması gerektiği varsayımına dayanır. Buna göre, hükûmet sistemleri önce kuvvetler birliği ve kuvvetler ayrılığı sistemleri olmak üzere ikiye ayrılır. Kuvvetler birliği sistemleri de kendi içinde kuvvetlerin yürütmede ve yasamada birleştiği sistemler olarak ikiye ayrılır. Kuvvetlerin yürütmede birleştiği sistemler diktatörlük veya mutlak monarşidir. Kuvvetlerin yasamada birleştiği sisteme “meclis hükümeti sistemi” denir. Kuvvetler ayrılığı sistemleri de kendi içinde başkanlık sistemi, parlamenter sistem ve yarı başkanlık sistemi olarak üçe ayrılır. Bu tasnif, özellikle parlamenter rejim ve başkanlık sistemi açısından, kuvvetlerin sert ve yumuşak ayrılığı düşüncesine dayanır. Yani, sert kuvvetler ayrılığı sistemine “başkanlık sistemi”, yumuşak kuvvetler ayrılığı sistemine ise “parlâmenter sistem” denir. Burada bu doğrultuda bu sistemleri kısaca ele alalım.

Kuvvetler Birliği Sistemleri

Kuvvetler birliğinden anlaşılması gereken, yasama ve yürütmenin tek elde toplandığı sistemdir. Tabi ki yargı açısından da bu söz konusu olabilir. Ancak sistemi belirleyen yön daha ziyade bu iki erkin yürütmede ya da yasama da birleşmesidir.

Yürütme Lehine Birlik

Burada yasama yürütmede birleşmiştir. Yani bu birlikte, yürütme yasama ile gücünü paylaşmıyor, bilakis yasamaya hakim oluyor. Bunun neticesinde ortaya iki sistem çıkıyor: Mutlak monarşi ve diktatörlük.

  1. Mutlak Monarşi

Yasama ve yürütme kuvvetlerinin hükümdarda toplandığı bir hükümet sistemine mutlak monarşi denir. Bu sistemde yasama yürütme ve hatta yargı dahi tek iktidar ve tek güç olan hükümdarın uhdesindedir. Bu sistemde hükümdar hem kanun koyucu, hem kanunların uygulayıcısı hem de uyuşmazlıklara çözen merciidir.

  1. b) Diktatörlük

Diktatörlük, yasama ve yürütme ve hatta yargı kuvvetlerinin tek bir kişinin veya gurubun elinde toplandığı bir sistemdir. Diktatörlük monarşiden bazı özellikleriyle ayrılır. Monarşiler ırsi ya da seçimli monarşi olabileceği gibi, diktatörler güç kullanarak iktidarı elde ederler. İktidarı elde eden diktatörler rejimlerini pekiştirmek için seçim oyununa girişirler. Genellikle diktatörler halkın kendi yönetimini tasvip ettiğini bütün dünyaya ve ülkesinde muhaliflere göstermek için seçimler düzenlerler. Ancak, aday tek olur ve seçim de plebisit olur. Bu tür diktatörlüklere “plebisiter diktatörlükler” denebilir. Diktatörlükler “totaliter diktatörlükler” ve “otoriter diktatörlükler” olmak üzere ikiye ayrılabilir. Totaliter diktatörlükler, anti plüralist, bütüncü ideolojiyi uygulayan, tek parti zihniyetine sahip komünist veya sosyalist düzenlerin karakteristik özelliklerini taşır. Otoriter diktatörlükle ise kısmen de olsa çoğulculuğa kabul eden, ideolojiden ziyade zihniyeti esas alan, yoğun bir siyasal mobilizasyon ve katılıma müsaade etmeyen bir rejim tipidir. Örneğin, İspanyada Franco, Portekiz’de Salazar, Libya’da Kaddafi, Irak’ta Saddam rejimi bunun tipik örnekleridir.

  1. Yasama Lehine Birlik: Meclis Hükümeti

Kuvvetler birliğinin demokratik olanı yasama lehinde birlik olarak adlandırdığımız yürütmenin yasamada birleşmesidir. Parlamento kanun yapmanın dışında içinde oluşturduğu icra organı vasıtasıyla aynı zamanda bu kanunların uygulanmasını sağlamaktır. Hükümetin meclisin icra organı olması hasebiyle bu sisteme meclis hükümeti sistemi denmektedir. Bu sistemin dayanağı, J. J. Rousseau’nun egemenliğin tekliği ve bölünmezliği kuramında yatmaktadır. Madem egemenlik ek ve bölünmez, öyle bir durumda tek ve bölünmemiş bir durumda temsil edilmesi gerekir. Ayrıca meclis hükümeti sisteminde anayasa yargısı da olamaz. Bu da Rousseau’nun genel irade teorisine dayanır. Bu iradenin üzerinde başka bir iradenin olabileceği kabul dahi edilemez.

Bu sistemin özelliklerine kısaca bakmak gerekirse;

  1. Bu sisteminde yasama organı her halükarda tek meclislidir
  2. Meclis hükümeti sistemlerinde meclis sürekli çalışır. Buna meclisin sürekliliği ve meclisin istimrarı ilkesi denir
  3. Meclis hükümeti sisteminde meclisi ancak meclis feshedebilir. Yani, yürütme meclisi feshedemez.
  4. Meclis hükümeti sisteminde meclis kendi kendini toplantıya çağırır, bir başkası çağıramaz.
  5. Meclis hükümeti sisteminde icra heyetinin özerk bir yapısı yoktur, kolektif sorumluluğu yoktur, güvensizlik oyuyla düşürülemez.
  6. Meclis hükümeti sisteminde meclis başkanı ya da ayrıca başbakan yoktur. Meclis başkanı bu görevleri ifa eder
  7. Bakanlar, yani icra vekilleri heyeti Melis hükümeti sisteminde, meclis tarafından tek tek seçilir ve görevden alınır. Bunların görevden alınması hükümeti düşürmez.
  8. İcra vekilleri heyetinin bireysel sorumluluğu vardır, kolektif sorumluluk yoktur.
  9. Meclis hükümeti sisteminde icra heyetinin meclis karşısında hiçbir hukuki aracı veya silahı yoktur. İcra heyeti meclisi feshedemez, toplantısına engel olamaz, çalışma süresini etkileyemez.

Fransa’da 1792-1795 yılları arasında, Türkiye’de 1921 Anayasası döneminde meclis hükümeti sitemi hakimdir. 1921 Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 2. Maddesi meclis hükümeti sistemini öngörmektedir. 1924 ‘de de Anayasanın 5. Maddesi yasama ve yürütmenin mecliste belirip toplanacağını belirtmesine rağmen, icra vekiller heyetinin kolektif sorumluluğu ve yasmadan özerkliği mevcuttu. Bu sebepten dolayı 1924 Anayasasının karma sistem öngördüğü söylenir. İsviçre’de ise meclis hükümeti sistemi benzeri bir sistem vardır.

Kuvvetler Ayrılığı Sistemleri

Kuvvetler ayrılığı sistemleri, yasama ve yürütme kuvvetlerinin ayrı ayrı organlara verildiği hükümet sistemleridir. Kuvvetler ayrılığı sistemleri kendi içinde kuvvetler ayrılığının derecesine göre “sert kuvvetler ayrılığı sistemi” ve “yumuşak kuvvetler ayrılığı sistemi” olmak üzere ikiye ayrılır. Sert kuvvetler ayrılığı sistemi “başkanlık sistem”ini, yumuşak kuvvetler ayrılığı sistemi ise “parlâmenter sistem”i ifade eder. Burada kısaca bu sistemleri görelim.

  1. Sert Kuvvetler Ayrılığı: Başkanlık Sistemi

Başkanlık sisteminde, yasama ve yürütme kuvvetleri birbirinden katı bir şekilde ayrılmış iki organa verilmiştir. Bu organlar karşılıklı olarak birbirinden, gerek kaynakları bakımından, gerek mevcudiyetlerini sürdürme bakımından bağımsızdır. Bu iki organ seçimle iktidara gelir ve seçildikten sonra birbirlerine son veremezler. Sert kuvvetler ayrılığı sistemi dendiğinde başkanlık sistemi akla gelir. Başkanlık sistemin dendiğinde de en iyi ve en işler prototipi olan ABD akla gelir. ABD’de 1787 Anayasası ile kurulmuş olan başkanlık sistemi, günümüze kadar hiçbir şekilde sekteye uğramadan devam etmiştir. Başkanlık sisteminin özellikleri nelerdir? Bu tür rejimlerle ilgili temel kaynak kabul edebileceğimiz çalışma, Arend Lijphart’in “Çağdaş Demokrasiler” adlı eseridir. Lijphart, başkanlık sisteminin asli ve tali özellikleri olduğunu dile getirerek şu şekilde kategorilendirmektedir:

  1. a) Asli Özellikleri
  2. a) Yürütme Organı Tek Kişiliktir: Başkanlık sisteminde yalnızca başkan vardır, bakan ve bakanlar kurulu yoktur. Bakanlar başkanın sekreterinden başka bir şey değildir. Ayrıca parlamenter rejimdeki devlet başkanı aynı zamanda başkanın uhdesindedir. Yani, başkanlık sisteminde yürütme tek başlıdır.
  3. b) Başkan, Halk Tarafından Seçilir: Başkanlık sisteminde başkan halk tarafından seçilir. Başkan doğrudan doğruya veya Amerikan sisteminde olduğu gibi ikinci seçmenler tarafından belirli bir süre için seçilir. Başkan, 4 yıllık için seçilmiş ise süresi dolmadan yasama organı tarafından görevden alınamaz. Yasama ve yürütme organı, meşruluklarını ayır ayrı seçim yoluyla doğrudan doğruya halktan alır. Birbirlerini feshedemez, sürelerinin kısaltamazlar.
  4. c) Başkan, yasamanın güvenine dayanmaz. Başkan, seçmen tarafından bu göreve seçildikten sonra onun süresini kimse kısaltamaz, başkanı kimse görevden alamaz. Yani, başkanlık rejiminde güvenoyu ya da güvensizlik oyu anlayışı yoktur. Bunun sonucunda da başkan, yasamaya karşı değil, onu seçen seçmene karşı sorumludur.
  5. b) Tali Özellikleri

Başkanlık sisteminin asli özellikleri gibi olmazsa olmazı olan tali özellikleri de vardır. Bunlar şöyledir:

  1. Başkan yasama organını feshedemez. Başkanlık sisteminde başkan yasamayı feshedemez, yasama da başkanı güvensizlik oyuyla düşüremez.
  2. Başkanlık sisteminde aynı kişi hem yasamada hem de yürütmede görev alamaz. Bunun sonucunda bakanlar senatör ya da temsilciler meclisi üyesi olamayacağı gibi, bunlar da bakan olamazlar. Başkanın kendisi de Amerikan sisteminde kongre üyesi olamaz. Parlamenter rejimin karakteristik özelliği olan, bakanların ağırlıklı olarak, başbakanın mutlaka milletvekili olması şartı, başkanlık sisteminde tam aksi yöndedir.
  3. Başkan yasama organının çalışmasına katılamaz. Başkan ve sekreterleri kanun teklifinde bulunamayacağı gibi, parlamentoda oy kullanamaz, tartışmalara katılamazlar.
  4. c) Başkanlık Sisteminde Yasama ve Yürütme Arasında karşılıklı Etkileşim Araçları

Başkanlık sisteminde, sistem tıkanıklığını giderici çeşitli yol ve yöntemler vardır Özellikle hem balkan hem de kongre seçimle geldiğinden ve meşru olduğundan tıkanıklığa sebebiyet verip devlet hayatın felce uğratma ihtimalleri vardır. Katı kuvvetler ayrılığı bu tıkanıklığı giderici güvensizlik oyu ve fesih yolunu kapatmıştır. Ancak alternatif yolların varlığını da görmekteyiz.

  1. Atamalar

Başkanın yüksek makamlara yapacağı atamalar senato tarafından onaylanmak zorundadır. Başkan atama yapabilmek için senatoya muhtaçtır. Başkan bir şekilde senatonun eğilimine dikkate alarak senato ile uzlaşmak zorundadır.

  1. Milletlerarası Antlaşmaların Onaylanması

ABD’de uluslar arası antlaşmaları yapmak başkanın uhdesindedir. Ancak, uluslar arası antlaşmaların ABD için bağlayıcılık arz etmesi için senato tarafından 2/3 oranıyla onaylanması şarttır. Bu da başkanı Senatoya muhtaç hale getirir.

  1. Meclis Araştırması

Kongre, yürütmenin alanına giren her türlü faaliyetle ilgili olarak meclis araştırma yapabilir. Gerçi kongre meclis araştırması sonucunda başkanı kusurlu bulsa bile onu görevden alamaz. Bu araştırmalar sadece siyasi denetim amacına hizmet eder.

  1. Impeachment

Impeachment, başkanın cezai sorumluluğuna yol açabilecek bir meclis araştırması yoludur. Suçlandırma Temsilciler Meclis tarafından, yargılama ise senato tarafından yapılır. Başkanın yargılanması söz konusu olduğunda senatoya Yüksek Mahkeme başkanı başkanlık eder. Başkanın suçlu bulunabilmesi için senato 2/3 çoğunlukla karar vermesi gerekir. Özellikle belirtmek gerekir ki; başkanın impeachment yoluyla suçlanması, başkanın cezai nitelikteki fiilleri için geçerlidir, siyasi nitelikteki değil. Yani, başkan açıkça suç işlemeli ki senatoda yargılanabilsin. Bu yolla Amerika’da mahkum olan başkan yoktur. Ancak, Nixon mahkum olma ihtimaline karşı istifa etmiştir. Clinton ise, Monicagate skandalında yargılanmış ve suçsuz bulunmuştur. Suçlanma gerekçesi ise Monica ile ilişkisi değil, halka yalan söylemesi olmuştur.

  1. Bütçe

Yürütme bütçesiz olamaz. Yürütmenin bütçesi de kongre tarafından onaylanır. Kongre isterse başkanın bütçesini onaylamayabilir ya da sınırlayabilir. Bütçesinin onaylanmasını isteyen başkan kongre ile uzlaşmak zorundadır.

  1. Veto

Başkanın da kongreye karşı kullanabileceği en önemli yetkisi kanunları veto yetkisidir. Başkanın veto ettiği kanunlar her iki mecliste de 2/3 oranında kabul edilirse başkan kanunları yayımlamak zorundadır. Yani Amerikan başkanlık sisteminde veto yetkisi zorlaştırıcı vetodur. Başkanın veto ettiği kanunlar günümüze kadar tekrar başkana neredeyse hiçbir zaman gelmemiştir. Bu nedenle başkan, istemediği kanunları engelleme imkanına sahiptir.

  1. Mesaj

Başkan, kanun teklif edememekle birlikte, kongreye mesaj verebilmektedir. Başkan her yıl ocak ayında konuşmada kongreye çıkarılması gereken yasalar konusunda telkinde bulunabilmektedir. Ancak kongre, bu telkinlerle bağlı değildir.

Değerlendirme: Başkanlık Sisteminin Güçlü ve Zayıf Yanları

Başkanlık sistemi ülkemizde de güçlü yönleri sebebiyle tartışılmaktadır. Başkanlık sisteminin güçlü yanları şöyle özetlenebilir. Birincisi başkanlık sistemi, istikrarlı bir yönetime yol açar. Başkanın seçildiği dönem için hiçbir surette görevden alınamaması, yürütmeyi istikrarlı hale getirir. Hükümet krizleri Başkanlık sistemine yabancıdır. İkincisi, başkanlık sistem güçlü bir yönetim yaratır. Çünkü yönetim tek kişinin elindedir. Ayrıca başkanın doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi başkana büyük bir meşruluk kazandırır. Üçüncü olarak başkanlık sistemi daha demokratik bir yönetim öngörür. Başkanın doğrudan doğruya halk tarafından seçilmesi, başkanlık sistemine tartışılmaz bir demokratik nitelik kazandırır. Hesap sorulabilirlik açısından başkanlık sistemi parlamenter sisteme göre daha demokratik niteliktedir. Önceden belirlenebilirlik açısından başkanlık sistemi daha demokratiktir. “Önceden belirlenebilirlik”, seçmenin oy pusulasını atarken oy verdiği adayın kazanması halinde kimin hükümet edeceğini bilmesini ifade eder. Bunun yanında başkanlık siteminin zayıf yanları da vardır. İlkönce başkanlık sistemi rejim krizlerine açıktır. Hem kongre, hem de başkan doğrudan doğraya halk tarafından seçilmektedir. Bunların ikisinin de meşruluk sorunu yok. Aynı zamanda başkan ile kongre birbirlerinin varlığına son veremiyorlar. Yani çatışma hallinde, çatışmayı sona erdirecek sübap sistemi yoktur. İkinci olarak başkanlık sistemi katıdır. Başkanlık sisteminde başkan da parlamento da belirli bir süre için seçilir. Bir kere seçilmiş başkanı hiçbir sebeple hiç kimse görevden alamaz. Diğer yandan uzlaşmaya kapalı parlamentoya karşı da başkan hiçbir şey yapamaz. Yani, başkanlık sistemi devlet krizine çok açık bir sistemdir. Üçüncü olarak, ifade ettiğimiz gibi, başkan da kongre de seçimle geldiğinden, Başkanlık sistemi çift meşruluk sorununa yol açabilir. Ayrıca başkanlık sistemi siyasal kutuplaşmaya ve iktidarın kişiselleşmesine de yol açabilir.

  1. Ara Sistem: Yarı Başkanlık Sistemi

Yarı başkanlık sistemi, en basit şekliyle “Cumhurbaşkanının halk tarafından seçildiği bir parlamenter sisteme” denmektedir. Ancak seçimle gelen Cumhurbaşkanları parlamenter rejimlerde azımsanmayacak oranda olmasına rağmen, Fransız sisteminin yeri çok farklıdır. Bu da 1958 tarihli Fransız Anayasası’nın Fransız Cumhurbaşkanına verdiği yetkilerden kaynaklanmaktadır. Yarı başkanlık sisteminin özellikleri şunlardır: Birincisi yarı başkanlık sistemi, başkanlık sisteminden farklı olarak iki başlı bir yürütmeye sahiptir. Yani, yarı başkanlık sisteminde hem devlet başkanı hem de bakanlar kurulu vardır. Bu özelliği itibarıyla yarı başkanlık sistemi parlamenter sisteme benzemektedir. Bir diğer özelliği, seçim usulü itibarıyla yarı başkanlık sistemi başkanlık sistemine benzer. Son olarak yarı başkanlık sisteminde yürütme, yani bakanlar kurulu yasamanın güvenine dayanır. Fransız uygulamasında yarı başkanlık sistemi, diğer ülkelerin aksine başkanlık sistemi görünümü arz etmektedir. Bunun sebebi de devlet başkanının bakanla kurulu ve parlamento üzerindeki gücü ve yetkileridir.

  1. Yumuşak Kuvvetler Ayrılığı: Parlamenter sistem

Parlamenter sistem yumuşak kuvvetler ayrılığı ayırımına dayanır. Yani, parlamenter sistemde yasama ve yürütme kuvvetleri birbirinden yumuşak bir şekilde ayrılmıştır. Bu sistemde yasama ve yürütme yetkileri kural olarak iki organa verilmiş olmakla birlikte; bu organların birbirinden tam olarak bağımsız bir görünüm arz ettiğini ileri sürmek doğru olmaz. Parlamenter sistemin gereği iki organ iç içe geçmiş görünümü arz ederler. Bu sisteme “yumuşak” kuvvetler ayrılığı denmesinin sebebi, yasama ile yürütme arasında karşılıklı işbirliği vardır. Örneğin kanun yapım sürecinde, başkanlık sisteminin aksine parlamenter sistemde bakanlar kurulu kanun teklifinde bulunabilir ve meclis çalışmalarının her aşamasında katılabilirler. Parlamenter sistem bu özelikleri itibariyle öğretide şöyle tanımlanmıştır: “Parlamenter sistem, yürütme iktidarının yasma iktidarından kaynaklandığı ve ona karşı sorumlu olduğu anayasal demokrasi tipidir”.

Parlamenter sistem, başka bir isimle parlamenter demokrasi veya parlamenter rejim, dünyada çok yaygın bir sistemdir. Meşruti monarşi olarak adlandırdığımız Avrupa demokrasileri parlamenter sistemle yönetilir. Meşruti monarşi, 1689 tarihli Haklar Bildirgesinden beri parlamenter sistem görünümünü arz etmektedir. Ayrıca cumhuriyetlerde de çok yaygın bir sistemdir. Örneğin, İngiltere, Almanya, İtalya, Yunanistan, Belçika, İsveç, Lüksemburg, Hollanda, Danimarka, Norveç, Yunanistan ve İtalya parlamenter rejime sahiplerdir.

  1. a) Asli Özellikler

Parlamenter sistemin asli özellikleri bir bakıma olamazsa olmazlarını işaret etmektedir. Bunları kısaca özetleyelim:

1) Parlamenter sistemde, yürütme organı iki başlıdır. Bundan anlaşılması gereken, parlamenter sistemde yürütme devlet başkanı ile sorumlu bakanlar kurulundan oluşur. Bu sebeple parlamenter sistemde yürütmenin düalist yapıda olduğu ileri sürülmektedir Devlet başkanlığı makamını monarşilerde kral, cumhuriyetlerle de cumhurbaşkanı işgal eder. Parlamenter sistemlerde devlet başkanı yürütmenin sorumsuz başını, bakanlar kurulu ise sorumlu başını oluşturur. Bakanlar kurulu da ikili yapıya sahiptir. Bakanlar kurulu bakanlardan ve başbakandan oluşur. Başbakan hem bakanlardan biridir hem de hükümetin ve bakanların başıdır. Parlamenter sistemde bakanlar kurulunun kolektif, bakanların ise hem kolektif hem de bireysel sorumlulukları vardır.

2) Parlamenter sistemde yürütme doğrudan doğruya halk tarafından seçilmez. Parlamenter sistemde devlet başkanı ya ırsi olarak o göreve gelir, ya da parlamento tarafından seçilir. Bakanlar ise genellikle seçim öncesinde belli değildir. Gerçi klasik parlamenter demokrasilerde seçim öncesi siyasi partiler kendi gölge kabinelerini açıklarlar, ama bu pek de yaygın değildir. Bu sebepten dolayı halk partiye oy verir, seçilen parti mecliste çoğunluğu oluşturursa hükümeti kurar. Özellikle koalisyonlarda halk ile yürütme arasındaki bağ daha da belirsizdir.

3) Parlamenter sistemde yürütme yasamanın güvenoyuna dayanır. Hükümetler göreve yasama organından güvenoyu alarak başlarlar ve yasama organını güvensizlik oyuyla düşürülürler. Bu, yürütmenin yasama organı karşısındaki sorumluluğuna işaret eder. Ancak, parlamenter sistemlerde devlet başkanı yürütmenin sorumsuz kanadını, bakanlar kurulu, bakanlar ve başbakan sorumlu kanadını oluştururlar. Bakanlar kurulu yasama karşısında hem kolektif hem de bireysel sorumluluğa sahiptir.

  1. b) Tali Özellikler

Parlamenter sistemin tali özellikleri, olmazsa olmazı olmamakla birlikte, bir rejime parlamenter sistem diyebilmek için bu özelliklerin en azından birinin bulunması aranmaktadır. Kısaca bu özellikler şöyledir:

1) Yürütme organı yasama organını, yasama organı da yürütme organını feshedebilir. Bu karşılıklı silahlar, parlamenter sistemin en bilinen özelliğidir.

2) Aynı kişi hem yürütmede, hem de yasamada göre alabilir. Başkanlık rejiminin aksine parlamenter sistemde bakanlar milletvekili olabilir, milletvekilleri bakan veya başbakan olabilir. Hatta başbakanın milletvekili olma zorunluluğunun varlığından bahsetmek daha da doğru olur

3) Bakanlar Kurulu yasama organının çalışmasında katılır. Bakanlar kurulu, kanun önerisinde bulunabilir, bakanların milletvekili olması kaydıyla oy kullanabilirler ve her aşamada tartışmalara katılabilirler.

  1. c) Yasama ve Yürütme Arasındaki Karşılıklı Etkileşim Araçları

Parlamenter sistemde de sistemin işleyişi bakımından etkileşim araçları vardır. Bunların başında kanun yapımına yürütmenin katılması gelmektedir. Yürütme kanun önerisinde bulunabilir, tartışmalara katılabilir. Yürütmenin yasama içinden çıkması sebebiyle bu etkileşim aracı yasama ve yürütmenin içiçe dahi geçmesine sebebiyet vermektedir.

Bir diğer etkileşim aracı ise bütçedir. Bütçe yürütme için hayati öneme sahiptir. Parlamenter sistemde bütçeyi yürütme hazırlar, ama yasama organı kabul eder. Yasamanın yürütmenin bütçesini reddetmesi, güvensizlik oyu olarak kabul edilir.

Bir diğer etkileşim aracı milletlerarası anlaşmalardır. Milletlerarası antlaşmaları yürütme yapar, ancak bunların bağlayıcılık arz etmesi için yasamanın onayından geçmeleri şarttır.

Ayrıca yasama organın yürütmeyi denetlemesi de diğer rejimlere oranla çok önemli bir etkileşim aracıdır. Bizde, soru, genel görüşme, meclis araştırma, meclis soruşturması ve gensoru yolları, yasamanın yürütmeyi denetleme yollarıdır.

d). Değerlendirme: Parlamenter Sistemin Güçlü ve Zayıf Yanları

Parlamenter sistem, diğer rejimlerde olduğu gibi zayıf ve güçlü yanlara sahiptir. Öncelikle güçlü yanlarından bahsetmemiz gerekirse;

1) Parlamenter sistemde tıkanıklıkları giderici yol ve çözümler vardır. Yani, yasama yürütme çatışması hiçbir şekilde ortaya çıkmaz. Bu açıdan parlamenter sistem esnek bir sistemdir.

2) Parlamenter sistem kutuplaşmalara yol açmaz, çünkü iktidardaki parti yasamanın güvenoyuna muhtaçtır. Ya hep ya hiç mantığı geçerli değildir. İktidar partisi her zaman güvensizlik oyu ile düşürülebilir.

3) Parlamenter sistemde devlet başkanı, uzlaştırıcı ve ılımlaştırıcı rolü üstlenmiştir. Tabi ki bu, devlet başkanının siyasi aktör olarak seçilmemiş halinde söz konusudur. Bu görev bizim Anayasamızın 104. Maddesinin 1. Fıkrasında da ifade edilmiştir.

Bunun yanında parlamenter sistemin zayıf yönleri de vardır:

1) Parlamenter sistem, istikrasız hükümetlere yol açar. Parlamenter sistemde koalisyonlar yaygındır. Güvenoyu yolu da başkanlık rejiminin aksine hükümetlerin süresi konusunda belirsizliğe sebebiyet verir.

2) Bunun sonucu olarak da parlamenter sistem zayıf hükümetlere yol açar.

3) Ayrıca parlamenter sistemde hesap sorabilirlik, önceden bilebilirlik gibi demokratik araçlar eksiktir. Bu sebepten dolayı da parlamenter sistem zayıf demokrasilere sebebiyet verir.

  1. e) Rasyonelleştirilmiş Parlamentarizm

Parlamenter sisteme daha fazla işlerlik kazandırmak, gereksiz tıkanma ve bunalımları aşmak amacıyla bazı kurum ve kuralların öngörüldüğü bir modeldir. Başlıca araçları şunlardır: güvensizlik önergesi verme hakkının sınırlandırılması, serinleme sürelerinin (cooling-off period) öngörülmesi, güvensizlik oyunda üye tamsayısının salt çoğunluğunun aranması, güven oylamalarında yalnızca güvensizlik oylarının sayılması, yapıcı güvensizlik oyu, fesih tehdidi altında güvenoyu, bu araçlar hükümetin düşürülmesini zorlaştırırlar.

Uygulamalar

  1. Bölümde belirtilen hükümet sistemlerinin olumlu ve olumsuz özelliklerini karşılaştırmak amacıyla bir liste hazırlayınız.

Uygulama Soruları

  1. Yapmış olduğunuz karşılaştırmaya göre sizce hangi hükümet sistemi en ideal olanıdır?

Bölüm Özeti

Bu bölümde hükümet sistemleri açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda ilk olarak kuvvetler ayrılığı teorisi açıklanmış, sonrasında ise kuvvetlerin ayrılığına ve birliğine göre hükümet sistemleri sınıflandırılmıştır.


Hamza Sedat Demir

http://bebelium.com/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

WhatsApp chat