Giriş

Toplumsal düzeni sağlayan hukukun en belirgin özelliklerinden biri, yaptırımdır. Hukukta yaptırım, zorlama (cebir) ve ceza şeklinde ortaya çıkar. Hukukta söz konusu olan zorlama herhangi bir zorlama değil, hukuk kuralının ihlal edilmesine tepki olarak gösterilen ve hukuk düzenince öngörülen ve düzenlenen bir zorlamadır. Hukukun zorlayıcılık özelliği, kendisine uygun davranılmasının zorla gerçekleştirilmesi yoluyla kendini ortaya koymaktadır. Yaptırıma bağlı olma, hukuk kurallarının en ayırt edici özelliklerinden biridir. Hukuk bir yandan kişilere hak ve yetkiler tanırken diğer yandan da ödevler, yükümlülükler getirmektedir. Bu husus anayasada “Herkes, kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Temel hak ve hürriyetler kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve sorumluluklarını ihtiva eder.” (m. 12) şeklinde ifade edilerek hak ve yetkilerle ödev ve sorumlulukların karşılıklı olduğu kabul edilmiştir. Kişiyi ödevlerini yapmaya, sorumluluklarını yerine getirmeye zorlayan araçlara yaptırım denir (Kalabalık 2018: 44-45).

Yaptırımın varlık nedeni, hukuk kuralına aykırı davranan veya onu yerine getirmekten kaçınan kişinin bu davranışıyla bozulan toplum düzenini yeniden kurmak ve bu şekilde hareket eden kişileri de etkisiz hale getirmektir. Yaptırım, toplum adına, devleti temsil eden kişi, kurum veya organlar tarafından yerine getirilir. Yaptırım uygulayacak kişi veya kurumun yetkisi ve bu yetkinin kapsamı yasalarca belirlenir (Pulaşlı/Korkut 2017: 12).

Tarihte yaptırımın ilk şekli, kişisel öç almadır. Kişisel öç almada haksızlığa, zarara uğrayan kişi, kendisine karşı haksız davranışta bulunanı/bulunanları dilediği gibi cezalandırabilmekteydi. Toplum da, bunu meşru bulmaktaydı. Kişisel öç almanın sakıncaları özellikle iki noktada ortaya çıkmıştır. Bunlardan ilki, kişisel öcün sınırının nesnel olarak belirlenmemesi; ikincisi, kişisel öcün yalnız suçu işleyene değil, onun yakınlarına karşı da kullanılmasıydı. Öç alma, karşı tarafın yakınlarını da kışkırttığından intikam duygusunu artırmaktaydı. Günümüzde, ülkemizin kimi bölgeleri de dâhil olmak üzere kimi kültürlerde geçerli olan kan gütmenin, kişisel öç almanın bir uzantısı olduğu söylenebilir. Toplumsal huzuru ve kamu düzenini bozan bu sorunlu, ilkel ve olumsuz geleneğin ortadan kaldırılması için yasa koyucu devreye girmiştir. Bu kapsamda Türk Ceza Kanununda yapılan değişiklikle adam öldürme suçu kan gütme (töre) saikiyle işlendiği takdirde ceza artırılacaktır (TCK, m. 82; Cansel vd. 2016: 143)

Tarihsel açıdan bakıldığında, kişisel öç almayı kısasın izlediği görülmektedir. Kısasta, söz konusu haksız davranışla bu davranışa gösterilen tepki arasında bir denge söz konusuydu. Örneğin bir kişiyi öldürenin kendisi de öldürülmekteydi. Diğer bir anlatımla kısasta göze göz, dişe diş ilkesi geçerlidir. Semavi dinlerin de de kıyasa yer vermiştir. Kısasın da her zaman tatmin edici sonuçlar vermemesi, süreç içinde diyet, fidye gibi başka yaptırım çeşitlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur (Cansel vd. 2016: 144)

Yaptırım Çeşitleri

Yaptırım, farklı hukuk dallarında farklı şekillerde ortaya çıkmaktadır. Ceza hukukunda, ağır hapis (ağırlaştırılış müebbet, müebbet), hapis, hafif ve ağır para cezası; medeni hukukta tazminat, butlan/hükümsüzlük, aynen iade; vergi hukukunda usulsüzlük, kaçakçılık cezaları; idare hukukunda uyarma, kınama, aylıktan kesme, görevden çekilmiş sayılma, ruhsatın iptali, kaçak inşaatın yıkılması; anayasa hukukunda milletvekilliğinin düşmesi, cumhurbaşkanı veya bakanlar hakkında meclis soruşturması açılması; milletlerarası hukukta ambargo, güç kullanılması yaptırma örnek olarak verilebilir (Gözübüyük 2016: 9; Güriz 2011: 74).

Yaptırımla zorlamanın farklı kavramlar olduğuna dikkat edilmelidir. Hukuk kuralının yaptırımı, ihlal edilen kurala bağlı olarak meydana gelen hukuka aykırılığın bir çeşit ceremesi, kişinin hukuk kuralına aykırı davranmasının cezasını çekmesi anlamına gelmektedir. Zorlama/cebir ise hukuk kuralının emrettiği hususun zorla yerine getirilmesidir. Yaptırım, hukuk kuralının amir/emredici hükmünü yerine getirmeyene veya bir kuralı ihlal eden kimseye uygulanır. Örneğin borcunu sözleşmeye uygun bir biçimde yerine getirmeyen kişiden borcunu yerine getirmesi değil tazminat istenir (TBK, m. 112). Velayet görevini yasanın aradığı şekilde ifa etmeyen ebeveynden (ana ve babadan) velayet hakkı kaldırılır/alınır (nez edilir) (TMK, m. 348; Cansel vd. 2016: 141).

Esas olarak özel hukuk yaptırımlarıyla kamu hukuku yaptırımları farklıdır. Bundan dolayı özel hukuk yaptırımlarıyla kamu hukuku yaptırımları farklı başlıklar altında incelenir.

Özel Hukuk Yaptırımları

Cebri icra, tazminat, geçersizlik ve iptal özel hukuktaki başlıca yaptırım türleridir. Tazminat dışındaki bu yaptırımların temel özelliği, yapılan bir hukuksal işlemin sonuç ve etkilerine dönük olmasıdır. Bunun yanında bir de hukuksal işlemin kurucu ögelerinden birinin eksik olması durumunda o hukuksal işlemin hiç kurulmamış olması gibi bir durum ortaya çıkar. Buna, aşağıda incelendiği gibi, yokluk denir (Cansel vd. 2016: 145).

Cebri İcra ( Zorla Yaptırma )

Borçlunun, bir şeyi vermeye, yapmaya ve yapmamaya mahkûm edildiği veya alacaklının istemine karşı herhangi bir savunma yapabilme olanağının bulunmadığı durumlarda alacaklı, cebri icra yoluna başvurabilir. Borçlunun borcunu kendiliğinden yerine getirmemesi durumunda, devletin adalet teşkilatı tarafından zor kullanarak yerine getirilir. Cebri icranın konusunu, parasal edimler oluşturabileceği gibi para dışındaki edimler oluşturur. Taşınmazın tahliyesi, taşınır mal teslimi gibi. Konusu para olan cebri icra, haciz veya iflas yoluyla gerçekleşir. İcra dairesinin, borçlunun malvarlığı içinde bulunan belli mallarına el koymasına haciz denir. Haklarında iflas kararı bulunan kişiler hakkında icra takibi iflas yoluyla olur. İflasta, borçlunun haczedilebilir tüm mallarına el konur. Tüm borçlulara karşı icra mümkünken iflas kural olarak sadece tacirlere karşı uygulanır (Bilgili/Demirkapı 2017: 130). Çünkü tacirler, hem ticari işletmeleriyle ilgi olan ticari borçları hem de işletmeleriyle ilgili olmayan adi borçları nedeniyle iflasa tabidirler. Bu, tacir olmanın yasal bir sonucudur (Kayıhan 2008: 265-266).

Tazminat

Tazminat, kusurlu ve hukuka aykırı bir davranışla başkasına zarar veren kişiye, verdiği zararın ödettirilmesidir (Gözler 2016: 379). Diğer bir tanımlamayla tazminat, bir hukuk kuralına veya sözleşme hükmüne aykırı davranarak başkasına zarar veren kişinin, meydana getirdiği zararın karşılığıdır. Zarar verenin verdiği zararı karşılama yükümlülüğü vardır. Esas itibariyle tazminatla, hukuk kuralına aykırı davranışın doğurduğu zarar giderilmek istenir. Böylece, zarar verici davranıştan önceki durum, olanakların elverdiği ölçüde, yeniden kurulmak amaçlanır (Önen 1999: 17).

Tazminat, özel hukukta geçerli olan ve diğer yaptırımlarla birlikte uygulanabilen bir yaptırım türüdür. Haksız fiilden, sözleşme hükümlerinin yerine getirilmemesinden doğan zarar maddi olabileceği gibi manevi de olabilir. Maddi zarar, kişinin malvarlığında kendi isteği dışında meydana gelen kayıp, eksilmedir. Bu eksilmeyi ortadan kaldırmak için ödenen tazminata maddi tazminat denir. Maddi tazminat, bir kimsenin malvarlığında (mamelekinde) kendi iradesine aykırı olarak gerçekleşen eksilmenin ortadan kaldırılabilmesi için zarar veren kişi tarafından ifa edilmesi gereken edimdir (Cansel vd. 2015: 153). Bu tazminat, nakden tazmin ve aynen tazmin şeklinde olur. Nakden tazmin, malvarlığında uğranılan eksilmenin/azalmanın parayla giderilmesidir. Aynen tazmindeyse para ödenmemekte, mağdurun malvarlığı, zarara uğramadan önceki hale getirilmektedir (Kalabalık 2018: 49).

Manevi tazminat ise manevi zarara uğrayan kişiyi tatmin etmeye yarayan bir araçtır. Buradan, manevi tazminattan söz edildiğinde, malvarlığında bir eksilmenin, azalmanın olmadığı anlaşılmaktadır. Maddi zarar, malvarlığına ilişkin değerlerin ihlaliyle birlikte ortaya çıkarken, manevi zarar, kişilik hakkının koruma kapsamına dâhil olan değerlerin ihlalinden ortaya çıkan zarar olarak ifade edilebilir (Cansel vd. 2015: 153). Örneğin kişinin haysiyetinin, şerefinin incitilmesi, psikolojisinin bozulması. Yargıç, manevi tazminat olarak belli bir miktar paranın ödenmesine karar verebileceği gibi, onun yerine veya onunla birlikte başka bir giderime kadar verebilir (Kalabalık 2018: 49).

Eğer yargı organı tarafından hüküm altına alınan tazminat, haksız fiile uğrayan kişiye veya sözleşmeye aykırı davranan kişiye zarar veren kişi tarafından kendiliğinden ödenmezse, bu zarar cebri icra yoluyla yerine getirilir (Önen 1999: 17).

1. Tazmin/Giderim Yöntemleri (Cansel vd. 2015: 156)

Aynen Tazmin: Bu tazmin, zarara uğrayan malvarlığının zarar veren olaydan evvelki haline getirilmesiyle olur. Örneğin zarar veren eylemi gerçekleştiren kişi, yok ettiği veya zarar verdiği şey yerine aynı tür ve nitelikte başka eşya temin edip verir veya eşyaya zarar veren kimse zarar verdiği şeyi eski haline getirmek için tamir ettirir.

Nakden Tazmin: Malvarlığının zarardan önceki ve sonraki durumları arasındaki farkın parayla ödenmesidir. Nakden tazmin bir defada yerine getirilebileceği gibi taksitler şeklinde de olabilir.

Diğer Tazmin Yöntemleri: Tazminat, zarar görene bir miktar paranın ödenmesi, aynen tazmin şeklinde olabileceği gibi, zarar görenden özür dilenmesi veya mahkeme kararının yayımlanması şeklinde de mümkündür (TMK, m. 58).

2.1.1.3. Yapılan İşlemin Geçerli Olmaması/Geçersizlik

Geçersizlik, hukuksal işlemin yasanın aradığı koşullara uyulmadan yapılması durumunda ortaya çıkar. Geçersizliğin iki çeşidi bulunmaktadır.

1. Yokluk

Yokluk, bir hukuksal işlemin hukukun öngördüğü kurucu ögelerinden en az birine uyulmaması dolayısıyla o işlemin hiç oluşmamış sayılmasıdır. Böyle bir işlem hiç doğmamış, hiç ortaya çıkmamıştır. Sözleşmelerde irade açıklamaları birbirine uygun değilse sözleşme doğmamıştır yani yok hükmündedir. Örneğin evlendirme memuru önünde yapılmayan bir evlenme yok hükmündedir (TMK, m. 141). Çünkü yasa, evlenmenin evlenme memuru huzurunda yapılmasını kurucu koşul olarak aramıştır. Aynı şekilde yazılı olarak yapılmayan kefalet sözleşmesi de yoktur. Çünkü kefalet sözleşmesinde yazılı şekil, kurucu ögedir (Bilge 2007: 23; Gözübüyük 2016: 10; Pulaşlı/Korkut 2017: 14).

Yine iradenin maddi cebir altında açıklanmış olması durumunda, örneğin bir senedin enseye dayanmış bir silahın korkusuyla imzalanması halinde söz konusu hukuksal işlem için yokluk yaptırımı söz konusudur (Cansel vd. 2015: 146). Bu etki altında imza atan kişinin iradesi bozulmuştur. Geçerli bir sözleşmenin söz konusu olabilmesi için iradenin özgürce açıklanması, fesada uğramaması gerekmektedir.

Yokluk yaptırımıyla sakat bir işlemin yokluğunun mahkeme kararıyla tespitine gerek yoktur (Gözler 2016: 381).

2. Butlan

Kamu yararı düşüncesiyle, hukuk düzenince konulmuş bir yaptırım türüdür. Bir işlemin, baştan itibaren hukuksal sonuçlarını yerine getirememesi ve sonradan da geçerli kılınamaması anlamına gelir. Butlan, mutlak/kesin ve nispî olmak üzere ikiye ayrılır (TBK, m. 27).

Mutlak Butlan (Hükümsüzlük)

Bir hukuksal işlemin yasanın öngördüğü kurucu ögeleri taşımakla birlikte, yasanın emredici kurallarına aykırı olmasıdır. Türk Borçlar Kanununa göre “kanunun emredici hükümlerine, ahlâka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.” (m. 27). Diğer bir anlatımla, bu tür hukuksal işlemler mutlak butlanla batıldır, sakattır (Gözler 2016: 381-382).

Yine gerekli koşullardan birisi veya birkaçı yasanın istediği nitelikte değilse işlem mutlak butlanla batıldır. Örneğin Türk Medeni Kanuna göre kişinin dayısı, amcası, teyzesi, halasıyla evlenmesi yasaktır. Buna karşın bir kimse halasıyla evlenmişse, böyle bir evlilik yasanın emredici hükmüne aykırı olduğundan mutlak butlanla batıldır. Mutlak butlanla sakat bir işlemin sonradan düzeltilmesi olanaklı değildir. Mutlak butlanla sakat sözleşmeler yapıldıkları andan itibaren hiçbir hüküm ve sonuç doğurmaz. Butlan davası açılıncaya kadar da işlem batıldır. Bundan dolayı butlan davası, bir tespit davasıdır. Mutlak butlanı/kesin hükümsüzlüğü yargıç kendiliğinden dikkate almak zorundadır. Çünkü mutlak butlan bir defi değil itirazdır (Kalabalık 2018: 80). Bunun yanında mutlak butlanla batıl olan işlemin mutlak butlanla sakat olduğu yolundaki iddia zamanaşımına uğramaz. Mutlak butlana neden olan hususun ortadan kalkması da batıl olan işlemi geçerli duruma getiremez. Yine tarafların anlaşması da mutlak butlanla batıl olan işlemi geçerli hale getiremez (Gözler 2016: 381-382).

Ayrıca bir hukuksal işlemin sakat olması dolayısıyla kamu düzeni zarar görüyorsa, bu hukuksal işlem kesin hükümsüzlük/mutlak butlan yaptırımına tâbi olur (Başpınar 1998: 23).

Nispî Butlan

Nispî butlan, yararı korunan kişinin lehine getirilmiş olan bir koşul yerine getirilmeden yapılmış olan işlemin durumunu anlatır. Hükmün amacı, özel bir çıkarı korumak olduğundan, ona aykırı olarak yapılan hukuksal işlem, var olan eksikliğe karşın, kendiliğinden geçersiz/batıl olmaz. Ancak ilgili tarafın (menfaati olanın) bu eksikliği defi yoluyla ileri sürmesi durumunda, hukuksal işlemin sonuç doğurması engellenebilir. Örneğin sözleşmenin geçerli olabilmesi için kişinin iç iradesiyle, dışarıya yansıyan iradesinin birbirine uygun olması gerekir. Sözleşmenin yanlarından birinin iradesi hata (yanılma), hile (aldatma) veya ikrah (zorlama, korkutma) ile sakatlanmışsa işlem, tümüyle batıl olmaz ancak ortaya hukuksal açıdan sağlıklı bir sonuç da çıkmaz. Bu durumlardan biriyle iradesi sakatlanan kişi, bir irade açıklamasıyla bu işlemi baştan itibaren tümüyle geçersiz hale getirebilir. Nispî butlan nedenlerinin var olup olmadığını yargıç kendiliğinden dikkate almaz. Çünkü nispî butlana neden olan şeyler itiraz değil defidir (Bilge 2007: 61).

Mutlak Butlan/Hükümsüzlük İle Nispî Butlan/İptal Edilebilirlik Arasındaki Farklar (Gözler 2016: 382-383):

a)Mutlak butlan yaptırımı kamu düzenini koruma amacına yönelmişken, nispî butlan kişinin kendi çıkarını korumaya yönelmiştir.

b)Mutlak butlan, kamu yararını koruma amacına yöneldiğinden herkes tarafından ileri sürülebilirken nispî butlan ancak menfaati zarar gören kişi/kişiler tarafından ileri sürülebilir.

c)Yargıç, mutlak butlanı yasa gereği kendiliğinden dikkate almak zorundayken nispî butlan ancak ilgilinin isteğiyle dikkate alınır.

d)Mutlak butlanda hukuksal işlem, yargıcın kararıyla birlikte başlangıçtan itibaren tümüyle ortadan kalkarken nispî butlanda hukuksal işlem, yargıcın kararından sonraki dönem için geçerli olmak üzere ortadan kalkar.

e)Mutlak butlanla sakat bir hukuksal işlemde zamanaşımı işlemezken nispî butlanda zamanaşımı işler. Diğer bir anlatımla kişi, yasanın öngördüğü süreler geçtikten sonra, nispî butlan nedenine dayanarak hukuksal işlemin iptali için dava açamaz.

f)Mutlak butlan durumunda hukuksal işlemin taraflarının anlaşmasının geçersiz olan işleme izin veya icazet (sonradan onay) vermelerinin hiçbir etkisi yoktur. Yani taraflar anlaşarak mutlak butlanla sakat bir işlemi geçersiz hale getiremezler. Oysa nispî butlanda tarafların anlaşması sakat hukuksal işlemi geçerli hale getirir.

Kısmî Butlan

Bazı durumlarda bir hukuksal işlemin tümü değil de bir kısmı geçersiz olabilir. Buna kısmî butlan denir. Örneğin bir sözleşmenin kimi kısımları emredici kurallara aykırı, geri kalan kısmı emredici kurallara uygunsa, aykırı olan kısımlar geçersiz, geri kalan kısımlar geçerli olacaktır. Diğer bir anlatımla emredici hükümlere aykırı olan kısımlar kısmî butlanla batılken aykırı olmayan kısımlar geçerlidir.

 İptal ( Pulaşlı/Korkut 2017: 15 ):

Daha çok idare hukukunda görülen iptal yaptırımı, özel hukukta da geçerlidir (Bilge 2007: 23).

– Medeni hukukta, fiil ehliyeti bulunmayan anne veya babanın malvarlığının mahfuz (korunmuş) hisselerini de içine alacak şekilde bir çocuğuna bağışlaması durumunda diğer mirasçı/mirasçılar bu bağışlama işleminin ehliyetsizlik nedeniyle mahkemeden iptalini isteyebilir (TMK, m. 557/b.1).

– Borçlar hukukunda da, hata (yanılma), hile (aldatma) veya tehdit (korkutma/ikrah) ile iradesi fesada uğrayan kişi bu işlemi tek taraflı irade beyanıyla iptal edebilir.
 Ticaret hukukunda da yasaya, esas sözleşmeye veya doğruluk ve bağlılık kurallarına aykırı anonim şirket genel kurul kararlarının iptali mahkemeden istenebilir.
– Yine ticaret hukukunda yer alan bedelsizlik nedeniyle açılan senet iptal davalarıyla, senedi yitirme durumunda açılan zayi nedeniyle iptal davaları.
– Kooperatifler Kanununda yer alan ortaklıktan çıkarılan kişinin açtığı çıkarma kararının iptali davası bir diğer örnektir.
– İcra ve iflas hukukunda, borçlunun açtığı takibin iptali, borçlunun itirazı üzerine duran icra takibinin devam edebilmesi için alacaklının açtığı itirazın iptali davaları da yine iptal yaptırımına örnek olarak verilebilir (Can/Güner 1999: 39).

Özel hukukta, işlemin iptali yerine, o işlemin düzeltilmesi şeklinde bir yaptırım türü daha bulunmaktadır. Örneğin aşırı cezaî şartın normal duruma indirilmesi, fazla gözüken rekabet yasağı süresinin normal duruma indirilmesi, bu tür yaptırıma örnek olarak verilebilir (Bilge 2007: 61).

Kamu Hukuku Yaptırımları

Kamu hukuku alanında başlıca yaptırımlar cezai yaptırımlar ve idari yaptırımlar olarak ikiye ayrılır (Gözler 2016: 383).

Cezai Yaptırımlar

Devlet, toplumda düzenin korunması amacıyla geçerli olan hukuk kurallarına uyulmasını sağlamak için zorlama vasıtaları ve önlemleri öngörmüştür. Örneğin bazı fiilleri işleyenler, hapis cezası gibi cezalara çaptırılırlar. Suçun ağırlığına göre ceza yaptırımları da değişir (Bilge 2007: 22).

Suç işleyenlerin her toplumda, her dönemde cezalandırıldığı görülmektedir. Cezanın özünde suç işleyene elem verilmesi, ıstırap çektirilmesi yatar. Günümüzde cezalandırma hakkı, devletin tekelindedir. Diğer bir anlatımla başka bir kişi veya kurum suç işlediği iddiasıyla başka hiç kimseyi cezalandıramaz Günümüzde bir kişinin hakkını bizzat kendisinin almasının, kendisine zarar vereni cezalandırmasının yasak olması, cezalandırma yetkisinin devlete ait olmasının bir sonucudur.

Cezanın amacı konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bir görüşe göre cezanın amacı, suçtan zarar gören kişi veya kişileri cezalandırarak toplumun uğradığı zararı gidermektir. Diğer bir görüşe göre ceza, gelecek için verilmelidir. Amaç, suç işleyende suç işleme eğilimini önlemenin yanında, suç işleyenin cezalandırılmasıyla suç işleme ihtimali olan diğer kişileri de korkutmak ve böylece suç işlemekten caydırmaktır. Bir diğer görüşe göre cezanın amacı, suçluyu ıslah ederek topluma yeniden kazandırmaktır (Bozkurt 2012: 46-47; Gözübüyük 2016: 9).

Türk Ceza Kanuna Göre Hapis Cezaları (Cansel vd. 2015: 184-185):

– Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası: Bu ceza, mahkûmun yaşamı boyunca devam eder. Mahkûmun hapis cezası, ilgili mevzuatta belirtilen katı güvenlik koşulları altında yerine getirilir. Ancak hiçbir ceza, kişinin suçu ne olursa olsun, aşağılayıcı olamaz. Günümüzde insan haysiyet ve şerefine aykırı bir infaz yöntemi yasaktır.
– Müebbet hapis cezası: Hapis cezası, mahkûmun yaşamı boyunca sürer.
– Süreli hapis cezası: en az bir ay, en fazla yirmi yıl sürer. Bir yıldan az olan hapis cezalarına kısa süreli hapis cezası denir.

Türk Ceza Kanununa Göre Adlî Para Cezası (m. 52):

– Adlî para cezası, beş günden az ve yasada aksine hüküm bulunmayan durumlarda (730) yedi yüz otuz günden fazla olmamak üzere belirlenen tam gün sayısının, bir gün karşılığı olarak belirlenen miktarla çarpılmasıyla hesaplanan meblağın hükümlü tarafından hazineye ödenmesidir.
– En az yirmi ve en fazla yüz lira olan bir gün karşılığı adlî para cezasının miktarı, kişinin iktisadi ve diğer kişisel durumları dikkate alınarak belirlenir.
– Mahkeme kararında, adlî para cezasının belirlenmesinde dikkate alınan tam gün sayısıyla bir gün karşılığı olarak belirlenen miktar ayrı ayrı gösterilir.
– Hakîm, iktisadi ve kişisel durumlarını dikkate alarak, kişiye adlî para cezasını ödemesi için hükmün kesinleşmesinden itibaren bir yıldan fazla olmamak üzere süre verebilir. Ayrıca bu cezanın taksit taksit ödenmesine de karar verebilir. Yargıç, para cezasının taksitle ödenmesine karar verdiği takdirde bu süre iki yıldan fazla ve taksit adedi de dörtten az olamaz. Kararda, taksitlerden birinin zamanında ödenmemesi durumunda diğer taksitlerin tümünün tahsil edileceği ve ödenmeyen para cezasının hapse çevrileceği belirtilir.

Türk Ceza Kanuna Göre Güvenlik Tedbirleri

Güvenlik tedbirleri, suçludaki tehlike durumuyla orantılı bir biçimde karar verilen ve özünde toplumsal savunma amacına yönelen yaptırımlardır. Bu önlemlerin amacı, suçluyu ıslah ederek toplumsal yarara hizmet etmektir (Cansel vd. 2015: 167). Güvenlik tedbirleri, belli bir haktan mahrum bırakılma, eşya müsaderesi, kazanç müsaderesi, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri, akıl hastalarına mahsus güvenlik tedbirleri, denetimli serbestlik ve tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbirleri gibi çeşitli şekillerde ortaya çıkar (Pulaşlı/Korkut 2017: 12-13).

İdari Yaptırımlar/İdare Hukuku Yaptırımları

İdare hukukunda çeşitli yaptırımlarla karşılaşılır. Bunlardan biri yokluktur.

Yokluk yaptırımıyla karşılaşan bir idari işlem, hukuken hiç doğmamış sayılır (yokluk). Dolayısıyla bu tür bir idari işlem hiçbir sonuç doğurmaz. Yoklukla sakat bir idari işleme uymayan ilgili hakkında herhangi bir yaptırım uygulanamaz. İdare hukukunda, ilgilinin istem ve rızasına bağlı idari işlemlerde ilgilinin istem ve rızasının bulunmaması, o idari işlemin yokluğuna yol açar. Yine yetki unsurundaki ağır ve bariz sakatlık durumları, fonksiyon gaspı, yetki gaspı, ağır ve bariz yetki tecavüzü, yapılan idari işlemin yokluğu sonucunu ortaya çıkarır. Yazılı olarak değil de sözlü olarak yapılmış, henüz imzalanmamış veya toplantı ve karar yeter sayısına uyulmadan alınan idari işlemler yok hükmündedir. Yine konusu olanaksız ve meşru olmayan idari işlemler yok hükmündedir.

Yok hükmünde olmamakla birlikte sakat olan idari işlemler bozuk/iptal edilebilir idari işlemlerdir. Bu tür işlemler önce hukuka uygun bir idari işlem gibi geçerli sayılmaktadır. Ancak bu işlemin geçerliliği askıda olan bir geçerliliktir. Bu geçerlilik ileride gerçekleşebilecek bir şartla ortadan kaldırılabilmektedir. Diğer bir anlatımla, sakat bir idari işlemin geçerliliği, ilgilinin istemi üzerine idari mahkemelerce iptal edilerek sona ermektedir. Bu tür idari işlemler idari mahkemeler tarafından iptal edilmediği ve idare tarafından geri alınmadığı veya ilga edilmediği takdirde, sakat olan bir idari işlem, hukuka uygun bir idari işlemin tüm hüküm ve sonuçlarını doğurmaktadır (Kalabalık 2018: 48). Bu, idari işlemlerin hukuka uygunluk karinesinden yararlanmasının bir sonucudur.

Kişisel kusur halinde, kararı veren yönetici aleyhine de tazminat davası açılabilir ve o kimse hakkında ayrıca adli veya idari ceza da uygulanabilir (Gözübüyük 2016: 10-11).

İdare hukukunda özel (gerçek kişilere ve özel hukuk tüzel kişilerine) kişilere karşı, idari para cezası, mülkiyetin kamuya geçirilmesi, el koyma, yıkım, sürücü belgesinin geri alınması, işyerinin kapatılması, barodan kaydın silinmesi, meslek ve sanatın icrasından yasaklama, izin veya ruhsatın geri alınması gibi çok farklı idari yaptırımlar bulunmaktadır. Bu yaptırımlar kural olarak idare tarafından verilir. Ancak idare, özgürlükten yoksun bırakacak yaptırımlar uygulayamaz (Gözler 2016: 384).

1. Disiplin Cezaları

Bir yaptırım türü olarak disiplin cezalarından da söz etmek gerekir. Disiplin cezaları, bir kurumun düzenini bozanlara karşı uygulanır. Bu çerçevede memurlara ve öğrencilere disiplin cezalarının uygulandığı görülmektedir. Burada yalnızca memurlara uygulanan disiplin cezaları üzeninde durulmaktadır.

Devlet Memurlarına Uygulanacak Disiplin Cezaları Şunlardır (Devlet Memurları Kanunu, m. 125):

– Uyarma: Memura, görevinde daha dikkatli davranması gerektiğinin yazıyla bildirilmesidir. Buradan da açıkça anlaşıldığı gibi Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde bir uyarmadan söz edebilmek için uyarının yazılı olması gerekmektedir.
– Kınama: Memura, görevinde ve davranışlarında kusurlu olduğunun yazılı olarak bildirilmesidir. Buradan da açıkça anlaşıldığı gibi Devlet Memurları Kanunu çerçevesinde bir kınamadan söz edebilmek için kınamanın yazılı olması gerekmektedir.
– Aylıktan Kesme: Memurun, brüt aylığından 1/30 – 1/8 arasında kesinti yapılmasıdır. Bu oran, işlenen fiilin ağırlığına göre belirlenmektedir.
– Kademe İlerlemesinin Durdurulması: Memurun işlediği fiilin ağırlık derecesine göre memurun, bulunduğu kademede ilerlemesinin bir ile üç yıl arasında durdurulmasıdır.
– Devlet Memurluğundan Çıkarma: Bir daha devlet memurluğuna kabul edilmemek üzere memurluktan çıkarmaktır.

Bölüm Özeti

Bu bölümde, yaptırım kavramı, yaptırım çeşitleri, özel ve kamu hukuku yaptırımları ele alınmıştır. Bu çerçevede butlan, mutlak butlan, nispî butlan, yokluk, tazminat, ceza hukuku yaptırımları olmak üzere belli başlı yaptırım türleri özet olarak incelenmiştir.


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir